Sahiller Kimin? Yasa olmasına rağmen, Gücün Hüküm Sürdüğü Kıyılar!
Yazının Giriş Tarihi: 02.06.2026 11:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.06.2026 13:36
Türkiye'nin kıyıları, Anayasa'nın açık hükmüyle devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Daha da önemlisi, bu alanlar belirli kişilerin, şirketlerin veya ayrıcalıklı çevrelerin değil, doğrudan halkın ortak malıdır.
Anayasa'nın 43. maddesi son derece nettir:
"Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir."
Yetmezmiş gibi, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu da kıyıların herkesin eşit ve serbest kullanımına açık olduğunu açıkça belirtmektedir. Kanunun 6. maddesinde; duvar, çit, tel örgü, hendek ve benzeri engellerle kıyıların kapatılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Peki gerçek hayatta ne oluyor?
Yaz ayları geldiğinde ülkenin dört bir yanında sahiller adeta işgal ediliyor. Oteller, siteler, beach club'lar ve çeşitli işletmeler halkın ortak kullanım alanlarını kendi özel mülkleri gibi kullanıyor. Vatandaş denize ulaşmak istediğinde güvenlik görevlileriyle karşılaşıyor, girişlerin kapatıldığını görüyor veya yüksek ücretler ödemeye zorlanıyor.
Daha da vahimi, birçok yerde insanlar kendi vergileriyle korunan ve anayasal hakları olan sahillere girmeye çalışırken adeta suçlu muamelesi görüyor.
Ortada bir hukuk eksikliği yok.
Yasa var.
Anayasa var.
Kanun var.
Mahkeme kararları var.
Eksik olan şey uygulama ve denetim.
Asıl sorgulanması gereken, kıyıları işgal edenlerden önce bu işgallere göz yumanlardır. Çünkü yasaların uygulanmadığı yerde sorun yalnızca işgalciler değildir; asıl sorun kamu gücünü kullanma sorumluluğuna sahip kurumların görevlerini yerine getirmemesidir.
Kıyılar birkaç otelin manzarasını güzelleştirmek için değil, milyonlarca vatandaşın özgürce yararlanabilmesi için vardır. Kamuya ait alanların özel çıkarlar uğruna fiilen özelleştirilmesi, yalnızca çevresel bir sorun değil aynı zamanda bir hukuk ve adalet meselesidir.
Bugün Türkiye'nin birçok kıyısında yaşanan tablo, "kıyılar halkındır" ilkesinin kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir. Vatandaşın anayasal hakkı olan sahile ulaşması engellenirken, kamu yararı yerine rantın önceliklendirildiği algısı giderek güçlenmektedir.
Bir ülkenin hukuk devleti olup olmadığı, sadece çıkardığı yasalarla değil, o yasaları ne kadar uyguladığıyla ölçülür.
Sahiller halkındır.
Bu bir slogan değil, Anayasa hükmüdür.
Ve Anayasa'nın uygulanması, hiçbir kurumun tercihine bırakılamayacak kadar önemli bir yükümlülüktür.
Kıyılar betonun, tel örgülerin ve ayrıcalıklı çıkar gruplarının değil; çocukların, ailelerin, balıkçıların, emeklilerin, gençlerin ve bu ülkenin tüm vatandaşlarınındır.
Çünkü deniz, ufuk çizgisi ve kıyılar satılık değildir.
Onlar bir milletin ortak mirasıdır.
Tüm vatandaşların bu mirasa sahip çıkması umuduyla.
Sağlıcakla kalın...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
R.Şenol GENÇ
Sahiller Kimin? Yasa olmasına rağmen, Gücün Hüküm Sürdüğü Kıyılar!
Türkiye'nin kıyıları, Anayasa'nın açık hükmüyle devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Daha da önemlisi, bu alanlar belirli kişilerin, şirketlerin veya ayrıcalıklı çevrelerin değil, doğrudan halkın ortak malıdır.
Anayasa'nın 43. maddesi son derece nettir:
"Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir."
Yetmezmiş gibi, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu da kıyıların herkesin eşit ve serbest kullanımına açık olduğunu açıkça belirtmektedir. Kanunun 6. maddesinde; duvar, çit, tel örgü, hendek ve benzeri engellerle kıyıların kapatılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Peki gerçek hayatta ne oluyor?
Yaz ayları geldiğinde ülkenin dört bir yanında sahiller adeta işgal ediliyor. Oteller, siteler, beach club'lar ve çeşitli işletmeler halkın ortak kullanım alanlarını kendi özel mülkleri gibi kullanıyor. Vatandaş denize ulaşmak istediğinde güvenlik görevlileriyle karşılaşıyor, girişlerin kapatıldığını görüyor veya yüksek ücretler ödemeye zorlanıyor.
Daha da vahimi, birçok yerde insanlar kendi vergileriyle korunan ve anayasal hakları olan sahillere girmeye çalışırken adeta suçlu muamelesi görüyor.
Ortada bir hukuk eksikliği yok.
Yasa var.
Anayasa var.
Kanun var.
Mahkeme kararları var.
Eksik olan şey uygulama ve denetim.
Asıl sorgulanması gereken, kıyıları işgal edenlerden önce bu işgallere göz yumanlardır. Çünkü yasaların uygulanmadığı yerde sorun yalnızca işgalciler değildir; asıl sorun kamu gücünü kullanma sorumluluğuna sahip kurumların görevlerini yerine getirmemesidir.
Kıyılar birkaç otelin manzarasını güzelleştirmek için değil, milyonlarca vatandaşın özgürce yararlanabilmesi için vardır. Kamuya ait alanların özel çıkarlar uğruna fiilen özelleştirilmesi, yalnızca çevresel bir sorun değil aynı zamanda bir hukuk ve adalet meselesidir.
Bugün Türkiye'nin birçok kıyısında yaşanan tablo, "kıyılar halkındır" ilkesinin kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir. Vatandaşın anayasal hakkı olan sahile ulaşması engellenirken, kamu yararı yerine rantın önceliklendirildiği algısı giderek güçlenmektedir.
Bir ülkenin hukuk devleti olup olmadığı, sadece çıkardığı yasalarla değil, o yasaları ne kadar uyguladığıyla ölçülür.
Sahiller halkındır.
Bu bir slogan değil, Anayasa hükmüdür.
Ve Anayasa'nın uygulanması, hiçbir kurumun tercihine bırakılamayacak kadar önemli bir yükümlülüktür.
Kıyılar betonun, tel örgülerin ve ayrıcalıklı çıkar gruplarının değil; çocukların, ailelerin, balıkçıların, emeklilerin, gençlerin ve bu ülkenin tüm vatandaşlarınındır.
Çünkü deniz, ufuk çizgisi ve kıyılar satılık değildir.
Onlar bir milletin ortak mirasıdır.
Tüm vatandaşların bu mirasa sahip çıkması umuduyla.
Sağlıcakla kalın...