SON DAKİKA
Hava Durumu

Basın Büfesine Hoş Geldiniz

Yazının Giriş Tarihi: 13.01.2026 13:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.01.2026 14:05

Hoş geldiniz.
Buyurun…
Basın özgürlüğü solda, zeytin sağda, makarna arkada.
Gazetecilik mi? O en altta — poşetin dibinde.

Bu ülkede gazeteci artık kalemle değil, poşetle tanımlanıyor.
Basın kartının yanına fiş konuyor.
Akreditasyon sorulmuyor, “poşet aldın mı?” diye soruluyor.

Yeni sistemimiz hayırlı olsun:
Sosyal Yardım Destekli Gazetecilik (SYDG).

Habere gitmeden önce depo kontrolü yapılıyor.
Editoryal toplantıdan önce peynir sayımı.
Manşet atmadan önce zeytin tartımı.

Sonra biri çıkıyor ve çok ciddi bir ses tonuyla diyor ki:
“Gazeteciler çok zor şartlarda çalışıyor.”

Evet.
Zor.
Çünkü bu şartları bilinçli olarak zorlaştırdınız.

İlanları kestiniz.
Reklamı daralttınız.
Kamu kapılarını kapattınız.
Sonra da açlığın üzerine bir koli koyup adına “destek” dediniz.

Ne güzel sistem değil mi?
Önce boğ, sonra pipet uzat.
Önce yoksullaştır, sonra yardımsever ol.

Buna yönetim denmiyor.
Buna tiyatro deniyor.

Ama burada bir parantez açmak gerekiyor.
Bu tiyatronun tek seyircisi biz değiliz.
Oyuncuları da var.
Ve ne yazık ki gazetecilerin bir bölümü bu sahneye gönüllü çıktı.

Geçen gün Büyükşehir’de gazetecilere peynir, zeytin, erzak dağıtıldı.
Herkes oradaydı.
Kimse itiraz etmedi.
Kimse “Bu neyin nesi?” demedi.
Kimse “Biz bunu kabul etmiyoruz” diye ayağa kalkmadı.

Alındı.
Taşındı.
Teşekkür edildi.

Sonra ne oldu?
Sonra arkadan konuşuldu.
Sonra fısıltıyla eleştirildi.
Sonra kapalı kapılar ardında “Aslında bu yanlış” dendi.

Yazıldı, çizildi, paylaşıldı.
Herkes sonradan konuştu.
Herkes sonradan “aslında doğru değil” dedi.
Ama o anda, orada, bir kişiye bile bu söylenmedi.
Kimse dönüp “Biz bunu kabul etmiyoruz” demedi.
Kimse “Bu yaptığınız doğru değil” diye yüzüne karşı söylemedi.
O yüzden mesele sadece verilen koli değil.
Mesele, o poşet alındığı andaki sessizliktir.

Kusura bakmayın ama…
Sahnedeyken susup, perde kapanınca konuşmanın bir anlamı yok.

Orada kabul edip burada söylenmenin adı eleştiri değil, vicdan rahatlatmadır.

Gazeteciyi yardım alan pozisyonuna koyarsan, onu otomatik olarak “susabilir” hale getirirsin.
Çünkü yardım alan soru soramaz.
Yardım alan sert yazamaz.
Yardım alan “acaba bir daha verirler mi?” diye düşünür.

İşte o an gazeteci ölür, geriye teşekkür eden bir insan kalır.

Ama sorun şu:
Gazeteci teşekkür etmek için değil, rahatsız etmek için vardır.
Gazeteci alkış almak için değil, huzur kaçırmak için vardır.
Gazeteci iyi geçinmek için değil, kötü sorular sormak için vardır.

Bu basın değil.
Bu besleme düzeni.

Bugün poşet verilir, yarın ilan verilir, öbür gün “şu haberi biraz yumuşatsak mı” denir.
Sonra bir bakarsın ki ülkede basın var ama gazetecilik yok.

Çünkü gazetecilik proteinle değil, omurgayla yapılır.

Omurga ise makarna ile beslenmez.

Gazetecinin ihtiyacı zeytin değil, güvence.
Peynir değil, sözleşme.
Şeker değil, şeffaflık.
Yağ değil, adalet.

Ama biz ne verdik?

Kolay sindirilen gıda.
Zor sindirilen gerçek yerine.

Son söz mü?

Bu ülkede basın susturulmuyor.
Besleniyor.

Ve ne yazık ki bazıları da bunu aç kalmaktan iyi bir şey sanıyor.

Afiyet olsun.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.