SON DAKİKA
Hava Durumu

Duygusal İhmalin Yaşamdaki Görünümü

Yazının Giriş Tarihi: 16.02.2026 13:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.02.2026 13:01

Çocukluk çağındaki zorlu yaşantılar, kişilerin yaşamında derin izler bırakabilir. Duygusal olarak ihmal edilmiş çocuklarda kimi psikolojik belirtilerin ortaya çıktığı ve yetişkin yaşamlarını da etkilediği bilinmektedir. Çocuğun duygusal ihtiyaçlarının sistematik biçimde göz ardı edilmesi olarak tanımlanan duygusal ihmal, açık bir reddediş şeklinde olabileceği gibi, daha örtük biçimlerde de ortaya çıkabilir. Çocuğun duygularının küçümsenmesi (“abartıyorsun”), görmezden gelinmesi, yalnızca başarı üzerinden değer görmesi, korku ya da üzüntü anlarında yatıştırıcı bir yetişkin desteğinden mahrum kalması duygusal ihmal kapsamındadır. Çocuk için temel soru şudur: “Duygularım fark ediliyor mu, anlaşılıyor mu, destekleniyor ve yardım ediliyor mu?” Kısacası, ben görülüyor muyum?

Gelişimsel olarak çocuk, duygularını tek başına düzenleme kapasitesine sahip değildir. Bu beceri, bakım verenle kurulan etkileşim içinde öğrenilir. Çocuğun korktuğunda sakinleştirilmesi, öfkelendiğinde sınır konulurken aynı zamanda anlaşıldığının hissettirilmesi, üzüldüğünde eşlik edilmesi; sinir sisteminin regülasyonunu öğretir. Bu eşlik olmadığında çocuk iki temel uyum stratejisinden birini geliştirebilir: ya duygularını bastırarak “sorunsuz” görünmeye çalışır ya da yoğun duygusal tepkilerle farklı biçimde dikkati çekmeye yönelir. Her iki strateji de o an için hayatta kalmaya ve ilişkiyi sürdürmeye hizmet eder; ancak uzun vadede farklı zorluklar yaratır.

Duygusal ihmal, fiziksel bir iz bırakmadığı için gündelik yaşam içinde kolayca fark edilmese de etkileri şiddetlidir. Bireyin benlik algısından kurduğu ilişkilere kadar uzanan geniş bir yelpazede hissedilebilir. Dışarıdan bakıldığında her şey “normal” görünebilir. Çocuk akademik olarak başarılı olabilir, ciddi davranış problemleri göstermeyebilir, fiziksel ihtiyaçları karşılanıyor olabilir. Ancak iç dünyasında duygularını adlandırmakta zorlanan, yardım istemeyi öğrenmemiş, incinmeye karşı aşırı hassas ya da tam tersine aşırı mesafeli bir yapı gelişebilir. Özellikle “uslu”, “kendi kendine yeten” çocuklar çoğu zaman en az fark edilen gruptur. Oysa erken yaşta aşırı bağımsızlık, kimi zaman duygusal ihtiyaçların bastırılmasının bir göstergesi olabilir.

Bağlanma örüntüleri bu noktada belirleyicidir. Güvenli bağlanma, çocuğun hem yakınlık kurabildiği hem de gerektiğinde ayrışabildiği esnek bir yapı sunar. Duygusal ihmal ortamında ise kaygılı ya da kaçınan bağlanma stilleri gelişebilir. Kaygılı örüntüde kişi yakınlık ihtiyacını yoğun yaşar, terk edilme ihtimaline karşı aşırı duyarlıdır ve ilişki içinde sürekli onay arayabilir. Kaçınan örüntüde ise yakınlık tehdit gibi algılanabilir; kişi bağımsızlık vurgusunu artırır, duygusal mesafe koyar ve ihtiyaçlarını inkâr edebilir. Her iki durumda da temel mesele, erken dönemde yeterince güvenli bir duygusal zemin oluşmamış olmasıdır.

Çocukken ihmale uğramış yetişkinlerde tek tip bir profilden söz edilemez ancak bazı ortak temalar gözlemlenebilir. Duygularını tanımlamakta güçlük, yoğun eleştirel iç ses, değersizlik hissi, sınır koymakta zorlanma ya da tam tersine aşırı katı sınırlar bunlardan bazılarıdır. Yakın ilişkilerde tekrarlayan döngüler görülebilir: Yakınlık arttığında geri çekilme, küçük bir belirsizliği büyük bir tehdit olarak algılama, karşı tarafın ilgisini test eden davranışlar sergileme...

Duygusal ihmalin bir diğer sonucu da öz-değer algısındaki kırılganlıktır. Değer duygusu içsel olarak inşa edilmediğinde, performans ve onay üzerinden düzenlenmeye başlar. Başarı olduğunda kısa süreli bir rahatlama yaşanır; ancak hata ya da eleştiri karşısında yoğun bir çöküş görülebilir. Çünkü benlik, koşullu bir zemine oturmuştur. Bu yapı, yetişkinlikte tükenmişlik, kaygı bozuklukları ya da depresif belirtilerle birleşebilir.

Çocuğun psikolojik gelişimi yalnızca imkanlarla değil, duygusal eşlikle şekillenir. “Her şeyi var ama neden mutsuz?” sorusu, tam da bu noktada anlam kazanır. İhtiyaç duyulan şey çoğu zaman daha fazla imkan değil; daha fazla duygusal temas ve tutarlılıktır.

Erken dönem deneyimlerin etkisi güçlüdür ancak değişmez değildir. Bağlanma örüntüleri ve duygu düzenleme becerileri, yaşam boyunca yeni ilişkisel deneyimlerle dönüşebilir. Güvenli ve tutarlı ilişkiler, kişinin sinir sistemine yeni bir deneyim sunar. Duyguların adlandırılabildiği, ihtiyaçların ifade edilebildiği ve sınırların karşılıklı olarak saygı gördüğü ortamlar, erken dönem eksikliklerinin etkisini azaltabilir.

Çocuğun gelişiminde yalnızca fiziksel güvenliği değil, duygusal güvenliği de bütüncül biçimde ele alınmalıdır. Çünkü çocuğun gelişimi, yalnızca sahip olduklarıyla şekillenmez. Duygusal ihmal çoğu zaman yüksek sesle konuşulmaz; ancak yetişkinlikteki birçok kırılganlığın arka planında sessizce varlığını sürdürebilir. Bu nedenle görünmez olanı görünür kılmak, sağlıklı ruhsal gelişimin önemli bir parçasıdır.

Klinik Psikolog Ece Güler

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.