SON DAKİKA
Hava Durumu

YÜKSEK EGOLAR VİCDANI TOKATLAR!..

Yazının Giriş Tarihi: 21.07.2026 23:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 00:00

-İstanbul'da tam 21 yıl oturduğum Erenköy 'deki mahallemi zaman zaman çok özlüyordum. Kuzenim Erenköy'e taşınınca çalışmaktan yakaladığım ilk fırsatta soluğu onda aldım.
Bizim kuzen, yakın arkadaşıyla beraber
Erenköy'ün en güzel yerinden ev tutmuştu.
O yaz bir süre onlarda kalmıştım.İlk defa İstanbul'da anıları yad edercesine tarihi bir yaz geçiriyordum.
Kuzenim
Şule'nin yakın arkadaşı Demet dertliydi.
20 senelik evliliğini bitireli yıllar olmuştu.
Eski eşi yüksek elektronik mühendisi idi.
Bir müddet Üniversite de hocalık yapmıştı.
Ankara 'da oturan çift iş için bir müddetliğine İstanbul'a yerleşmişti.
Demet İstanbul'da otururlarken, yıllar sonra boşanmak istediği için, ona eşi psikolojik eziyetler yapmıştı.
Demet güzel sanatlardan mezun güzel bir ressamdı.13 yıl az çok mutlu giden evlilikleri,
sonrasında kaprisli kayınvalidesinin yanlarına gelmesi ve eşi Hakan'nın içki ile kadına olan zaafından dolayı yavaşça yıkılmaya maruz kalmıştı.
Derken üstü kapalı psikolojik
şiddet ile sürekli manipüle edilmesinin ardından, hızla yürüyen fiziksel şiddet evlilik birliğini çekilmez hale getirmişti.
Bütün bunları bilmesine rağmen Hakan bey, dört lisan bildiğini ve üç üniversite bitirdiğini söyleyerek , çevresine Demet'i günah keçisi yapan bir algı veriyordu.
Kendisine annesinden genetiksel geçen kibirle dolu kaprislerini, yüksek egoları doğrultusunda vicdansızca eşi Demet' e dayatıyordu.
Ve böylece özrü kabahatinden büyük davranışlar sergiliyordu.İşin en üzücü yanı,
bu davranışların bedelinin bir gün kendine dönmeyeceğini sanması idi.!
Kızları Eylül çok cici bir kızdı.Biyoloji'ye ve tıbba aşık Dr olmak isteyen Eylül, babası istedi diye mecburmuş gibi kendini mühendisliğe yönlendirmişti.
Babasının sözünden çıkamayan, başarılı Eylül böylece mühendislik okumuştu.
Annesi ile babası Eylül' ün üniversiteye gireceği yıl çekişmeli dava ile boşanmış,
Demet İstanbul 'u terk ederek annesinin yanına Eskişehir' e yerleşmişti.
Eylül mühendislikten mezun olunca, Ankaralı babasının evine döndüğünde hiç beklemediği bir manzarayla karşılaşmıştı.
Yanlış ilişkiler, kadın kız sevdası ve yoğun alkol alımı Hakan bey' in servetini çoktan bitirmişti.
Eylül, zamanla kibir dolu babaannesi ile sürekli kavga eden ve egolarına yenik düşen babasının arasında kalınca , babasına karşı olan zaafına yenik düşmüştü.
Öyle ki, babasını bu hengamenin içinde yalnız bırakmaktan korktuğu için, kısa bir süre sonra içinde kavrulduğu maddi ve manevi bu sıkıntı
Eylül'ün kronik rahatsızlığına neden olmuştu.Eylül bipolar olmuştu.
Yıllar sonra
Eylül'ün annesinin bile bilmediği bu genlerden geçen gerçekle yüzleşmek hiç kolay değildi.Meğer genlerinde yani babaanne ve halasında da olan bir kronik rahatsızlıkmış bu.
Huzursuz bir ortama veya üstüste travmalara maruz kaldığında içindeki saklı şifre çok rahat çıkabiliyormuş.
Babası Eylül'ü tedavi ettirken mide kanserine yakalanmış ve ölmeden önce , eski eşi Demet 'e mektup bırakmış. Mektubu açan Demet, Hakan'ın kendisini dövmekten beter eden egolarının paraşut misali nasıl yerlere indiğini okuduğunda, göz yaşları yağmur gibi akmış .
Eylül ise hem babasına olan zaafının bedelini ödemiş, hemde babasınla olan sınavını tamamlamış.
Mektupta; annesinin ne kadar kibirli ve sorunlu biri olduğunu, onu çocukken kızkardeşinden ayırarak yeteri kadar sevgi göstermediğini ve bu yüzden kendini hep eksik hissettiği için belki de Demet' e egolarıyla baskı uyguladığını belirtiyordu.
Kızkardeşine ve annesine küs giden Hakan'ın mektuptaki en son cümlesi " Hakkını helal et, Eylül sana emanet"ti.
Mektupta kendine ait hiç bir özrü içeren cümle bulamamıştı Demet.Aksine hala yüksek egolarla yazılmış bir mektupmuş bu.Senin beni boşamak istemenin bedelini kızımdan çıkardım dermişçesine, hastalıklı bir biçimde "seninle boşanmasaydık kızım hastalanmazdı" demesi Demet'i fazlasıyla üzmüştü.
Bir insanı değiştirmeye kalkmak, imkansızdır çoğu kez.Onun için onu egolarıyla yalnız bırakmaktır en doğru olan.
Eylül ise annesinin yanına baba vefat edince dönmüştü. Annesi onu sarıp sarmalamış, tedavi ettirip iyileştirmişti.Bir süre sonra da İtalya'daki Demet'in yeğeninin yanında çalışmaya göndermişti bile.
Demet ise bize hayat dersleri ile dolu sözler söylemeye başlamıştı.
Bana dönerek anlatımına devam etti.
" Hayatta yüksek egoların ve eksik vicdanların imtihanı çok. Hicranla dolu bir vebali görmemek için vicdanı yüksek, erdem sahibi olmalı insan!"diyordu.
Eylül ancak İtalya'ya yerleşince, Demet benim kuzenle İstanbul'a yıllar sonra tekrar geri dönmüştü.
Hayat ne garipti.
Demet çok güzel bir kadındı.
Sakin ve uysal duruşunun yanında hep evhamla dolu heyecanlı bir yanı da vardı ama.
Genç kız ruhunun o sessiz, sakin yeri, evlendikten sonra gel git akıllı, dengesiz bir kocanın yanında evhamlı bir ruha dönüşmüştü sanki...
Kim bilebilirdi ki, hayatın neyi alıp neyi götüreceğini!
Ancak hayatta büyük konuşmamak gerekirdi.
Demet,
İstanbul 'da gittiği hastanede bir gün eski lise arkadaşı Üroloji doktoru Lale' ye denk gelir.Demet buna çok sevinir ve Lale' nin kardeşinin bir resim atölyesi olduğunu, atölyeye de çalışma arkadaşları aradıklarını öğrenen Demet mutluluktan adeta uçar.Bir müddet sonra da, Dr Lale 'nin kardeşinin yanında çalışmaya başlar.Dr Lale dominant bir karektere sahip, yüreği mert bir kadındır.
Bir yıl kadar evli kalmış daha sonra da çocuğu olmadan hemen boşanmış.
Aralarda Demet ile görüşmeye başlayan Lale hep mesafeli bir samimiyeti korur gibiydi.
Dr Lale,zamanla İstanbul 'da medical estetik kurslarına gidip, çevresine dolgu, botoks ve mezoterapi gibi işlemler yapmaya başlamıştı.Bir kaç kere Demet ile iki kuzenine de botoks yapmıştı.Bir hafta sonu, hep beraber Lale'de çay keyfi yaparlarken Lale, Demet 'e "gel sana dolgu yapalım bugün" demiş.Ancak Dr Lale kekini yerken, bir taraftan da yapacağı işlemin youtube' dan videosunu izlemesi
Demet'in oldukça dikkatini çekmişti.Ama içinden, bana yanlış birşey yapmayacak kadar bilgili ve çok akıllı bir doktordur Lale diyerek ona güveniyor ve
bu sözleri defalarca kendine fısıldıyormuş Demet.
Bu yüzden de mizacı tatlı sert, egosu oldukça yüksek olan
Lale'nin dobra cümlelerinde insanı azarlayabilen sözlerine maruz kalmamak adına, nahifliğinden tedirginliğini belli edememiş ve susmuş Demet.
O akşam
Demet'in yüzüne işlemi uygulamış, Demet' in kuzenine de botoks yapmış Dr Lale.
Ertesi gün mosmor ve şiş bir gözaltı ile nerdeyse patlıcan morundaki pofidik yanaklarını görünce Demet hayretler içinde kalmış.Kuzeni ile Dr Lale' nin çalıştığı hastaneye acil giden Demet işiteceği azardan maalesef çok eminmiş.
Demet böylece koca bir ah..!çekip bana anlatımına devam etti.
Demet;
-"Lale ,beni görür görmez söylenmeye başlamıştı. -Bekliyordum seni zaten, nerden yaptım sana bunu yaa!.Çok evhamlısın çok.Keşke yapmasaydım.
Bunlar geçecek elbet merhem vereceğim onu kullan.Zamana bırak ya.."dedi.
-"Evet ben evlendikten sonra, o genç kızlığımdaki ben değişmiş olabilirdi. Yaşadıklarımdan ötürü eski sakinliğimin yerini evham ve telaşta almış olabilir.Ama beni böyle azarlaması gerekmiyor.
Beni birçok doktor arkadaşıyla tanıştırmış olan ve bana da sağlık konusunda zaman içinde çok yardımları dokunan
Lale'ye sesimi yükseltememem ve beni ezmesine müsade etmem içime çok dert olmuştu lakin.
Hastaneden benim sakin ve sessiz duruşum sayesinde iyi ayrılmıştık.Ama Lale, içimden ne kadar çok ona kırıldığımı asla bilmiyordu ve hiçbir zaman kalbimi anlamak isteyeceğini de sanmıyordum.
Bütün bunları zamanla daha iyi anlattı hayat bana.Mesleğindeçok başarılı ve her dalda çok bilgisi olan Dr Lale'nin bu işlemi ilk bende denediğine aylar içinde emin olmuştum.
Maalesef beni kobay olarak kullanmıştı.
Yakın üst komşum Pınar ile Öğretmen olan can dostum Rana" Başkası olsa mahkemeye verir. Kibarca söylese bile sana, senin suskunluğuna karşın hatasını kabul etmeyen burnu büyük hareketler bunlar!. Yanlış yapmanın özrü nerede?
Azarlamak niye?Yavuz hırsız ev sahibini bastırır gibi.Özrü kabahatinden büyük haller!" demişlerdi.
Aradan uzun zaman geçti.Morlukların geçmesi ise ayları kovaladı. Lakin aradan birkaç yıl geçmesine rağmen, şişliklerin büyük çoğu gitse de, gözümün hemen altında mini minnacık şişliklerde Lale' nin bulut misali hissedilen izleri var.Ne garip!
Oraya Lale resmi çizercesine iz bırakmıştı sanki kendinden Lale.
Üstüne bir de dönüp, "senin etin havalı, burnunun yapısı çok problemli" diyerek kendi hatasına kılıf giydirircesine, egolarını havada sıkı sıkıya tutuyordu doğrusu!
Tasavvufta ilk ders kırmamak sonraki ders ise kırılmamaktır.
Bunun ruhuma çok işlediğini düşünmeye başlamıştım. Benden sonra artık dolgu yapmayacağım diyen Lale , kısa bir zamanda bu tür işlerin hepsini bırakıp Barselona'daki kuzeninin yanına yerleşmişti.
Dr Lale, kendi yüzündeki tüm işlemleri beraberce kursa gittiği arkadaşına değil de, tanınmış bir estetik cerrahına yaptırmış meğer.Yürüyüş yaptığım bir akşamüstü, bizim sokağa yakın taşınan ortak diş hekimi arkadaşımız Bade ile ,Dr Lale Barselona'ya gitmeden önce karşılaşmıştık.
Doğulu olan bu diş doktorunda, doğup büyüdüğü doğu memleketinin hiçbir sıcak esintisi yoktu.Sanki tüm ailesinden kaçar gibi İstanbul'a yerleşmişti. İçinde yaşattığı komplekslerin büyüklüğünden dolayı sanırım burnu büyüktü.
Hamile iken boşanmış ve bebeği ile İstanbul'a adeta kaçmıştı Bade. Dr Lale'nin lise mezunu ,
düşük bir konumda bulunan, alkol sorunu olan bir adam ile kısa bir süre beraberlik yaşadığını, sonra da ayrıldıklarını söylemişti.Bu arada onun beni pek de sevmediğinin dedikodusunu yapmakta doğrusu hiç çekinmemişti hani.
Ben ise, gülümseyerek,
"Olur öyle şeyler.Öyle düşünüyorsa da kendi bilir.Biz çok eski arkadaşız.Daha fazla konuşmak istemiyorum. Ben onu seviyorum.Yolu hep açık olsun dilerim.Canı sağolsun!" demiştim.
Allahım hayat ne çok garipti gerçekten.
Nerden ne çıkacak ve nasıl bir durumla karşılaşılacak asla belli değildi. Yalan bir dünyanın içinde dönüp durduğumuzu ve hayat derslerini alarak kavrulduğumuzu yaş aldıkça daha iyi anlıyordu insan.
Vicdan, umursamaktır.
Vicdan insanı ahlaka çağıran sestir.İnsanın içindeki Tanrıdır..
Egolarını yükseğe çıkardıkça, vicdanını eritmeye başlar insan.İnsan gibi insan olabilmek ise, asil bir yürekte erdem sahibi olmaktan geçer. Ölünce bir karış toprağa sığacak insan neyin egosunu yapar ve neden vicdanına soru sormaz ki?Sorma neden? dedim hep kendi kendime.Elin iyisi değil, ilk önce evin iyisi olalım diyerek İstanbul' da zaman içinde kuzenimle kendi atölyemizi açtık, çok şükür.En önemlisi de üstümüzde kalmış tüm egoları çöpe atıp, vicdanımızı baştacı yaptık.
Kendimizi çocuklara adayıp zamanla ihtiyacı olanlara burs vermeye başladık.
Yüksek ego, insanın aslında küçükken nasıl büyüyüp yetiştiğinle de alakalıdır.
Fakat şu koca bir gerçektir ki, yüksek ego her zaman insanlığı acıtır.
Siz siz olun, mütevaziliğin asil duruşundan , özrün ve teşekkürün tevazu'sundan asla vazgeçmeyin!.
Yüksek egonuzu değil, vicdanınızı çiçeklendirin.
Unutmayın, yüksek egolar, vicdanı tokatlar!!..????

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.