Koca bir defter dolusu yazılarımı yaza yaza bitiremedim ve şükür ki bir yaza yine merhaba dedim...
Her yaz olduğu gibi yine Çanakkaleme gelmiştim.
Eceabat'ın çay bahçesinde simit, peynir, çay üçlüsü ile kahvaltı yaparken balıkçıları seyretmeye bayılıyordum.
Sanki ruhum bir başka huzurlu oluyordu burada.
Nedenini tam bilmediğim derin bir nefesin iç huzurunu yaşıyordum bu ambiyansta!.
Masamda Çanakkaleme ait kocaman bir kitap duruyordu.Bana Çanakkaleli bir öğretmen dostum doğum günümde hediye etmişti. Aralarda tarihini iyice ezberlemek için tekrar tekrar baktığım ve bir türlü bitiremediğim haritalı harika bu koca kitap, kapağınla bile ilgi çekiyordu.
O kadar dalmışım ki, telefonumun çaldığını bile farketmemiştim.
Hemen yan masada oturan alman bir hanım bana işaret yaparak, almanca birşeyler söylüyordu.
Telefonumu işaret ediyordu.
Almanlara benziyordum bende zaten.
Sanırım alman sandı beni dedim içimden.
Ben telefon ile konuşurken Alman kadının boynundaki ay yıldızlı fları ile Çanakkale logolu tişörtü dikkatimi çekmişti.
İçimden gülümseyip "nasıl bir aşk bu yaa!.. "demiştim.
Aradan iki gün geçmişti ki, hotel sahibi eski bir dostum beni hafta sonu için Gökçeada'daki hoteline davet etmişti.Bende fırsat bu fırsat diyerek bavulumu hazırladığım gibi Gökçeadada bulmuştum kendimi..
Hotel sahibi arkadaşım ile uzun süren kahve keyfim sonrasında akşam yemeği için tek başıma balık restorana gitmiştim..
Hayatın getirip götürdükleri ve sorumlulukları ile yorgun düşerken ben, kafa dinlemeye kaçıyordum buralara bazen..
Birden telafuzu güzel lakin tarzı, şifesi yabancı bir ses " kitabınız yanınız da mı " dedi.Kafamı bir kaldırdım ki, Eceebat'taki Alman kadının ta kendisi idi."Merhaba" deyince ben,
-"Ben de yemek yiyeceğim de yan masanıza geçtim.Kitabınızı da ayrıca çok merak ettim " dedi. Gülümsemiştim.Ufak çaplı konuşmamız esnasında aynı otelde kaldığımızı öğrenince;" gece oranın bahçesinde bana özel melisa çayı yaparlar bende içerim.Hem oranın sahibine size de ikram etmelerini söylerim hemde kitabımı getiririm incelersiniz isterseniz" dedim.Alman kadın başını sallayıp teşekkür etmişti.
Yanyana masalarda yemek yemiştik.
Aralarda bana bakıp gülümsüyordu.
Bende ona tabi, gayri ihtiyari...
Gece saat onbuçuğu geçiyordu.Ben gece eşoftmanlarımı giyip, hotelin nefis kokan bahçesinde oturup melisa çayımı ısmarlamıştım bile.
Alman kadın,
-" rahatsızlık
vermek istemem ama sözleştiğimiz gibi yine ben geldim" dedi..
Kadının üstünde şehitler abidesinin resmini içeren bir elbise görünce hem çok beğenmiş hem de çok duygulanmıştım.
Lakin içimde anlam veremediklerimi dayanamayıp en sonunda kadına sordum..
-"Adınız ne bu arada?Türkçeyi nasıl bu kadar güzel konuşuyorsunuz.Merak ettim doğrusu"..
Kadın-"Adım Adelheid 'idi. Ama değiştirdim.Uzun bir süredir Arya.Siz Arya diyebilirsiniz"..
dedi.
İşte şimdi daha çok merak etmiştim."Neden Arya siz Alman değilmisiniz?" diye sorunca "yazarsınız sanırım, bir yazarın beni yazmasını çok isterdim.
Yazılacak orjinal bir hayat öyküm var benim."
deyince ben hemen atladım doğrusu.
Anlatırsanız dinlemeye bayılırım dedim.
Böylece Alman Arya hanım, ısmarladığım melisa çaylarımızın eşliğinde,
"Eşim şu an şehir dışında kızımla. Sohbet edecek insanı bulmak ne güzel benim için " diyerek anlatmaya başlamıştı bile.
"Doğduğumda alman bir ailenin tek çocuğu idim.
Çok saygın bir aile idi.Annem Lina öğretmen, babam Karl ise dahiliye doktoruydu.
Bonn şehrinde çocukluğum çokta güzel geçti hani.Annem bana hep çiçek kızım derdi.Babam anneme çok aşıktı.Sanki annemi benden daha çok sevdiğini hisseder ama sonra bu duygumdan utanıp üstünü hep kapatmayı yeğliyordum.
Bazen öyle anlar olur ki, düşündükleriniz doğru olmuyor ve siz yanılıyorsunuz ama duygularınız öyle değil onlar asla yanılmıyor!.
Neyse, işte!
Annem hep bana "asilsin sen, aynı ataların gibi!" derdi.Hiç bu sözün arkasını aramamıştım ben.Ne demek istiyor diye düşünmemiştim bile.
Üniversiteye gidiyordum.
Tarih okudum ben.Tarihe çok meraklıydım.
Annem çalıştığı okuldan üç kız arkadaşı ile küçük bir tatil kaçamağı yapmıştı.
Tatilde iken hastalanıp aniden evimize geri dönen annemi görünce panik atak olmuştum sanki.
Doktor babam, hemen hastanelere taşımıştı annemi.Annem mide kanseri idi.
Uzun bir süre tedavi gördü.Sanırım annem ile hep yanyana en uzun kaldığım dönem bu idi.Çünkü ailem sürekli çalışıyordu.
Birlikte geçirilen tatillerimiz ise hep kısacık sürüyordu.Uzun bir süre hastanelere gidip geldik.
Annem son zamanlarına dayanmıştı sanki..
Ağırlaşmadan öncesi çok fazla kilo kaybetmişti.
Hastaneye son kez yatırmadan önce bana üstü kapalı birşeyler anlatmak istedi ise de kelimeleri toparlamakta oldukça zorluk çekiyordu.
"Küçük bir sandığım var giyinme odamda.
Babana sor göstersin.
Anahtarın yerini o biliyor çiçeğim.Seni çok seviyorum.Her zaman seveceğim.Beni affet ne olur güzel kızım" diyordu.
Bu sözlerin anlamını annem öldükten sonra anlayabilmiştim.Annem o gece yoğun bakıma alınmıştı.Üç gün sonra vefat etti.Mezarlıkta papaz defin sırasında incil den dualar okurken, babam ağlıyor, aralarda da bana bakıyordu..
Herkes gidip ben bir müddet mezarlıkta kalmak isteyince babam, " Hayır Adelheid benimle eve geliyorsun " dedi.
Evimize derin bir sessizlik içinde girdik.Annem konuşkan , babam çok daha sessizdi.
Annemsiz bir hayat nasıl geçerdi diye düşünürken,
babam omzuma elini dayadı.
"Üzülme ben varım.Bundan sonra okulunu bitirip kendi yoluna bakacaksın, buna mecbursun çiçek kızım" dedi.Oysa bana hep tavşanım derdi.Nedenini bilmedim hiç.Sevimli olduğum içindir belki de.İlk defa çiçek kızım diyordu babam.Tıpkı annem gibi..Babama, annemin bana olan son sözlerinden bahsederken babam beni susturup konuşmak istemediğini söylemişti.
Ben hiç bir sey soramıyor annem için ağlayamıyordum bile.Bir sene nasıl geçti anlamamıştım.
Okulumu birincilikle bitirmiştim.
Kendimi derslerime verdiğim için başarıyı hayatımın tam ortasına koymuştum. Üniversitede öğretim üyesi olarak kalmayı istiyordum.
Babam bu arada hastanede başhekimlik yapıyor, yoğun çalışıyordu.Az görsemde onu başarılarıma çok sevindiğini ve beni her şekilde desteklediğini çok iyi biliyordum.
Lakin ben annemden sonra kendimi çok daha yalnız hissediyordum.
Zaman akıp gider sağ olana derlerdi de inanmazdım.
Beklediğim o özel gün gelip çatmıştı bile.
Ben okulda çok iyi bir puanla öğretim üyeliğine alınmıştım.
İlk iş annemin mezarına gitmiştim. Birde baktım ki babam orada! Görünce şok olmuştum.
Ona gözükmeden geri döndüm.
Nedenini bilmediğim bir sekilde annemi hiç konuşamıyorduk onunla.Sanki gizli ve gizemli bir yasağı vardı.
Evimiz müstakil , büyük ve iki katlı idi.
Benim odam ise hep üst katta olmuştu.
Babam o gün, eve gelince odamın kapısını çaldı."Seninle konuşmalıyız tavşan, aşağı inermisin seni bekliyorum."
diyordu..
Büyük bir merakla aşağıya inmiştim.Suratında soğuk bir ifade vardı.Bana derin bakıyor ama konuşmakta zorlanıyordu. En sonunda elime bir anahtar tutuşturup," annenin giyinme odasındaki sandığı aç ve orada ne varsa getir buraya sevgili kızım " dedi.Heyecanla gidip bir koşu o küçücük sandığı açmıştım.Bir de baktım ki, benim için, adıma yazılmış mektup misali bir koca defter, resimler ve içi açılan kalpli altın bir kolye ile iğne oyalı yemeniler..
Çok şaşkındım.
Hepsini aldığım gibi
babamın yanına koştum.Babam sakin ve hüzünlü bir sesle" oku!" dedi.Okudukça kalbim hızla çarpmaya başlamıştı.
Bana yazılmış sayfaların sonunda,
"Beni affet çiçeğim,unutma sakın seni çok seviyoruz" diyordu.
Babamın gözlerinden yaşlar dökülüyordu.
Annemin hiç göremediğim babası Türkmüş meğer.
Anneannem ise Alman.
Anneannem, dedemi 30 yaşında bir kazada kaybetmiş.
Annem ise, annesi gibi bir Türk'e aşık olunca anneannem bu evliliğe şiddetle, garip bir şekilde karşı çıkmış.Tıpkı kendi evliliğini hiç istemeyen ailesi gibi.
Eğer Türk ile evlenirsen, sana hiçbir malımı bırakmam demiş.
Anneannemler oldukça varlıklı bir aileden geliyorlarmış.
Lakin annem, zamanında aşık olup ta çıktığı Türk delikanlısından hamile kalmış..
Annesine annem bu durumunu nasıl söyleyeceğini bilemezken ,
sevgilisi olan Türk delikanlı ise Türkiye' ye deprem gören ailesi için geri dönmek zorunda kalmış. Türk delikanlısı' na, "Annem seni istemiyor ve beni mirası ile tehdit ediyor!" deyince,
Delikanlı' dan bir daha haber alamayan annem , ona hamile olduğunu hiçbir zaman söyleyememiş.
Aynı Üniversiteden anneme aşık olan çocukluk arkadaşı Karl ise; " Bu durumu sakın söylemeyelim annene.Seni ben çocukluğumdan beridir seviyorum.
Benimle evlen , bebeği de sakın aldırma! "demiş.
Yani üvey babam bana kıyamamış..
Karl' ın çocuğu olmuyormuş meğer.Atatürk' e ve Türkler'e son derece saygılı Karl, bana çocukluğum boyunca Türk tarihini anlatıp ,eğitimci birkaç Türk dostu ile tanıştırmıştı.
Onlardan övgü ile bahsederdi.
Karl babam, annemin haberi olmadan, ben ilkokula giderken babamı Türk arkadaşları aracılığı ile iyice araştırmış.
Babamın ailesi Çanakkaleliymiş.
Marmara depremi olduğu zamanlarda ise, babamın ailesi Gölcük' teki kardeşlerini ziyaretteymişler.
Bazen kızlar annelerin kaderini yaşarmış ya hani.
Babam annemi çok sevmiş.
Babaannemler, "git getir kızı, bizim gelinimiz olsun "demişler.
Benim varlığımdan habersiz, annemi sevmeye dünden hazır, fazlasıyla alman gelinlerini merak etmişler. Kadere bak ki..! Babam, marmara depreminden hemen sonra halamı kazandığı İstanbul Üniversitesine götürürken, yolda kaza geçirince iki kardeş aynı anda hayata veda etmiş.
Okuduğum mektubun üstüne,
Karl babamın anlattıkları da eklenince aslında beni ne kadar çok sevdiklerini o zaman çok daha iyi anlamıştım.
Geç anlatmıştı herşeyi Karl babam.Ama belki de zamanı şimdiydi." Ben bir Türküm yani baba" diye haykırdım..
-" Evet kızım , sen Çanakkaleli bir Türksün.Ama herşeyden önce Alman bir annenin kızı ve benim canım kızımsın! Bu asla değişmeyecek! "dedi..
İnanılmazdı.
Şaşkın olsamda bir okadar da nedense mutlu olmuştum. Karl babama sarılıp ağladım..
-" Ne olacak şimdi peki!" diyordum sürekli papağan gibi.
-" Sakin ol" dedi öncelikle Karl babam ve devam etti.
-"Bu ev annenindi.
Şimdi senin kızım.
Annenlerden ise bir dolu mirasın var artık.İyi bir yerdesin.
Üniversitede hoca oldun.Dilersen beraber Çanakkale'ye gider oradaki akrabalarını buluruz senin.
Bu hayat senin.
Seçimlerinde özgürsün.Ben ise senden mesafe olarak uzakta da olsam sonsuza dek baban kalacağım güzel kızım.Kimsem yok deme sakın ben varım, sen varsın" dedi.
Böylece bana soyadınla hayat veren Karl babam ile belki de ilk kez bu kadar içtenlikle baba kız olarak birbirimize sarılmıştık.
Aradan geçen bir ay sonra da Karl babam ile Çanakkale' ye gelmiştik.Çok heyecanlıydım.
Bu arada bir tarihçi olarak, Türkiye ve özellikle Çanakkale ile ilgili tüm tarihi okuyup yutmuştum sanki..
Karl babam ile Çanakkale'de bir otele yerleştikten hemen sonra, babam elindeki bilgiler ve fotoğraflarla akraba aramaya başlamıştı.
Küçük halamın kızını bulmuştuk.Ama Ankara 'da oturduğunu ve evli olduğunu öğrendik.
En önemlisi de, babamın en büyük ataları, soyları Çanakkale de savaşmışlardı ve orada anıtmezarda adları kazılıydı.Bu benim için ve tarihimiz için büyük onurdu.Karl babamda o kadar çok duygulandı ki, Çanakkale Şehitleri Abidesinde oturduğu yere çöküp kalmıştı.
Şehitliklerden uzun süre çıkamadık.
Gerçek babam olan Furkan Ali'nin mezarını bulup ziyaret ettik.
Babaannem,
dedem, halalarım..
Hepsi oradaydı.Herkes ölmüş birtek ben vardım sanki.Babama saygıdan başka birsey duyamıyordum.
Garipti ama hiç tanıyamadığım babama ait, belki de derin bir sevginin onurlu bir saygısıydı benimkisi. Gerçek babama olan hislerim adlandırılamaz bir hal almıştı.
Birkaç gün sonra Anzak koyunda Karl babam, "resim çektirelim bu koyda gel kızım" dedi.Arkadan bir ses babama" beni de çek Doktor!" diyordu.Karl babam neşe ile güldü.Benim Üniversitedeki Victor hocamın burada işi neydi.
Victor aynı zamanda Karl babamın hastasıydı.
Victor hocamın yanındaki oğlu Peter' i ise ilk kez görüyordum.
Hep birlikte süpriz bir şekilde balık yemeğe gittik.Meğer Victor hocam' ın oğlu ilk evliliğindenmiş. Peter 'in annesi İstanbullu bir Türk kadınıymış.
İki yıl önce de ikinci eşi ile Çanakkale'ye yerleşmiş.
Peter 'in annesi ve babası Peter daha 6 yaşında iken ayrılmalarına rağmen, dost kalmayı başarıp, Peter'e olan sevgi, ilgi ve sorumluluklarını hiç birsekilde ondan esirgememişler .
Bunu sıcak ve samimi sohbetlerinde çok iyi hissetmiştim.
Gecenin çok geç saatlerine kadar dayanan harika bir sohbet içindeyken ayrılmak çok zor gelmişti bizlere..
Birkaç gün daha Victor hocamın bizi araması ile zamanı birlikte geçirip Gelibolu ile çevre adaları da gezmiştik..
Karl babam bir gece bana dönüp," Victor safariye gidiyormuş.İki ay yokmuş Almanya'da. Oradan da Amerika ya gidecekmiş .
Kalacak yerleri, oralarda çok eski dostları varmış.Sen de gel bana yoldaş ol, hayat çok kısa dedi bende sana sormadan peki dedim kızım.Senelerdir istiyordum alıp başımı özgürce dolaşmayı!.
Kısmet olmadı ki hiç çok çalışmaktan.
Hayvanlara çok meraklıyım bilirsin.Aslında veteriner olmayı istemiştim ama olamadım işte.Emekli oldum göya ama çocukluk hayalimi yaşayamadım annen dışında.
Safariyi onayladım diye umarım kırılmazsın bana!" dedi..
Ona hiç kırılmamıştım.
Sarıldım sıkıca ve gönlün rahat git babacığım dedim. Almanya'ya dönecektim elbet yakında ama şunu iyi biliyordum ki, onu Çanakkale'de esir etmeye hiç hakkım yoktu benim.
Victor hocam ve babam Almanya' ya dönmüşlerdi.
Ben ise oteldeki hayatıma bir süreliğine daha devam ediyordum.Ne yapacağımı bilmez bir duyguda idim aslında.Burada gerçek babam soyum, tarihim vardı.Almanya da ise geçmişim, kariyerim ve planlanan hayatım.Oysa hayat planla değil nasip ile yaşanıyormuş meğer.Peki yeni öğrendiğim gerçeklerimle, geleceğime neler koyacaktım!.
İnançlarım sanki karışıktı ne müslüman ne de hristiyandım mesela.Ben kendimi bulmalıyım dedim.Böyle karaları bağlarken telefonum çalmıştı.Arayan Peter' di.
Telefonumu almıştı ama beni arayacağını sanmamıştım.
Yanıldığımı zamanla anladım.Peter veterinerdi.
Karl babamla birlikte hayvanlarla ilgili muhabetleri çok olmuştu bu yüzden.Beni de annesinin kümes hayvanlarını görmeye götürdü.Annesi anaokul öğretmeniymiş zamanında.Çok tatlı dilli bir kadındı.Hemen kaynaşıvermiştik.Benim Almanya ya döneceğimi öğrenince üzülmüştü.
Kalan üç hafta boyunca her günü Peter ile geçirdik.Peter sakin huzurlu , mavi gözlü klas ve asil ruhlu bir çocuktu.İçimde, gördüğüm günden beridir birşeyler hissetmeye başlamıştım.
Ama nedense aşkın duygusundan kaçıyordum sanki.
Almanya 'ya gideceğim günden iki gün önce beni özel bir mekana yemeğe götürmüştü.O gece sahile inip sabahlamıştık.
Sohbetler ve bakışlar çok derindi.Elimi tutup göğsüne götürdü." Bu Türk kızı beni sever mi acaba?
Çünkü ben onu , hikayesinle ve tüm kalbimle çok seviyorum. Onu Almanya'ya göndermek istemiyorum" dedi.Gidersek beraber gider geliriz .Şu Alman oğlana gelin gelirsen Türk annesi de çok mutlu olurmuş biliyormusun "dedi.
Ben," Seni sevdim ama benim burda kimsem yok Peter.Karl babamı da bırakamam.Bir tek o kaldı yanıma" dedim.
Peter iç çekmişti."Seni anlıyorum , sana kalbimi açtım ama hayatımı adayacak kadar da aşık oldum Türk kızı "dedi.Ben ise,
" daha kendimi bulamadım sanki, dua ediyorum tabiki.Sen Almansın ama annen gibi müslüman olmuşsun.
Ben neyim şu sıralar pek bilemiyorum.
Sanırım hristiyanım.
Çünkü sadece o dini iyi biliyorum." deyince Peter birden ciddileşti.
-" Bak Adelheid, sen herşeyden önce güzel insansın.
Duanı Allah'a yaparsın.Dinin ise beni ilgilendirmez.
Allahımız aynı.
Bu toprakların çocuğusun ki, Allah seni sonunda buralara kadar getirip sevdirmiş.Gerisi senin seçimin yada nasibin diyelim.Annemin kıldığı sabah namazları beni müslüman yaptı.Ben çocukluğumdan beridir ayrı gayri bir annemle bir babamla olup ta kendimi bulduysam , sen bu yaşında çok daha iyi kendini bulursun emin ol.Kalbini dinlesen yeter, inan bana!" dedi.Beni anlımdan öpmüştü.
Giderken ağlamadım ama öyle sıkı sarıldım ki ona..,
-" Kimsem yok burda dedin ya.Atalarının topraklarında sana Adelheid değil, Arya demek istiyorum, Asil kız!
Kimsen yok değil, unutma sakın. Ben Varım!".dedi bana.
O geceden sonra Peter' i görmeden ve aramalarına cevap vermeden Almanya ' ya uçmuştum.
Sanki vatanıma gelmiştim.İlk haftalar kendimi iyi hissetmiştim.
Karl babam artık evine dönsün istiyordum.Onu çok özlemiştim..
Karl babamın dönmesi yaklaşınca içimi derin bir huzur kaplıyordu.Ama hemen hemen her gece de Peter ile sohbetlerimiz , bakışmalarımız kalbime düşüyor ve Çanakkale'yi nerdeyse Almanya'dan bile hissediyordum.
Bu duygulardan zaman zaman kaçsamda, bazı geceler ay ışığı gibi parlıyordu kalbimde ..
Yağmurlu bir sabah, kapı hızlıca çalındı.Babam daha erkence bir süpriz yapıp geldi mi acaba derken, karşımda Victor hocamı ve yanındaki askerleri görünce birden şok oldum.İçeri girip sakin olmamı istediler.Karl babam kalp krizi geçirip ölmüştü ve cenazeyi getirmişlerdi.
Annem öldüğünde bile böylesine yıkıldığımı hatırlamıyordum.
Babamın birkaç arkadaşı, kuzeni ve Victor hocam benim yapmak zorunda olduğum tüm işlemlere yardım etmişlerdi.Karl babam hristiyan mezarlığına annemin yanına gömülürken yere çömelmiş ,
ağlıyor ve Tanrım'a dua ediyordum.-
"Bana yol göster kimsem yok artık!" diyordum.
Papaz görevini yapmış, babam toprağa defnedilmiş ve gelenlerin hepsi yavaşça dağılmıştı.
Okuldan kız arkadaşım Hannah," ben senin yanında kalayım" dedi.
Yok dedim git sen.
Victor hocam ve eşi Clara da kalmıştım o gece.
Hiç uyuyamamıştım.
Sabaha kadar düşündüm.Evi satışa çıkarmaya ve okuldaki kariyerimden ayrılmaya karar verdim.
Victor hocam , kararıma saygı duyup bana mallarımı satmakta ve yolumu bulmakta yardım etmişti.
Acılar insanı gerek duygusunda gerek kararlarında daha cesur yapıyormuş meğer.
Victor hocam, Peter' in bana aşık olduğunu ve benim için hep dua ettiğini söylemişti.
Meğer annesinin çok önceden geçirdiği ciddi hastalığı tekrarlamış ve onu son yıllarında bırakmak istemediğinden dolayı Çanakkale'den Almanya 'ya artık gelmiyormuş.
Ben Çanakkale de kendimi yalnız hissetmiyordum.Sadece ne yapacağımı çözemiyordum.
Yolumu kaybettiğimi sanırken yolumu bulduran Allah'a şükür etmeyi öğrendim.
Almanya da tüm yapılması gereken işlemlerim biter bitmez Türkiye' ye gittim.
Bu gidişimde Türkiye'deki işlemlerimi de bitirebilirsem eğer, Çanakkale'ye dönüşüm temelliydi artık..
Otele yerleştiğim gibi Peter'i aramak istediysem de arayamadım.
Eceabat'ta onun çok sevdiği, çay bahçesine yakın, beraberce günün batışını seyrettiğimiz bir yer vardı.
Akşama doğru oraya gittim.Çok az kişi vardı.O kadar hüzünle doluydum ki, Peter'i aramaya yüzüm yoktu.
Kendimi suçlu hissediyordum. Saatlerce elimdeki su peti ile koca bir taşın üstünde oturmuştum. Gözyaşlarımı silerken,bir el değdiği gibi hemen çekildi omzumdan "Başın sağolsun asil kız!".
Ben ağlarken, ilk kez o an sevinçten güldüğümü hatırlarım hayatımda..
-"Peter!".derken ben,
"Peter değil artık Eser de"..dedi.
Ona, " boynuna sarılmak istiyorum" dedim çocuklar gibi şımarıkça.
Bana-" Niye duruyorsun " deyince.
"Bana küsmedin değilmi , "dedim.
-"İnsan aşkına küser mi hiç" deyince de sımsıkı sarıldık birbirimize.
" Ben geldim vatanıma. Dönmeyeceğim artık Almanya' ya.
Kimbilir belki bazen gezmeye bazen de anı tazelemeye gideriz Almanya' ya..
Ama bundan sonra seninle olmak ve seninle burada yaşamak istiyorum.Tabi hala bana, Ben Varım! diyorsan" dedim.
O da" Geleceğini biliyordum Aryam. Hem de tam buraya.Çok şükür.Yanlız değilsin asla bundan sonra Ben varım!Evlenirmisin benimle asil kız!" deyince ikimizinde gözlerine düşen damlalar ışık saçıyordu sanki.
Elini alıp göğsüme koydum, tıpkı önceden onun bana yaptığı gibi
-"Evlenirim tabi benim Eser Peterim.
Artık yalnız değilim.Sen Varsın!...Sen Varsın!" diye sevinçle haykırdım ve sonsuz bir mutlulukla buralara geldim.
Bir yazar olarak ,
bu güzelim hikaye, benim her Çanakkale'ye gelişimde kalbimin içine oturur..
Daha sonraları ismini Arya olarak değiştiren Adelheid, bana anlattığı Peter ile olan mutlulukla dolu evlilik hayatında kendini tam bir Türk olarak hissetmiş.
Bunu duyduğumda ,
" Ne mutlu Türküm diyene! dedim bende..
Sevgilerimle????
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayliz FİLİZ
SEN VARSIN!..
Koca bir defter dolusu yazılarımı yaza yaza bitiremedim ve şükür ki bir yaza yine merhaba dedim...
Her yaz olduğu gibi yine Çanakkaleme gelmiştim.
Eceabat'ın çay bahçesinde simit, peynir, çay üçlüsü ile kahvaltı yaparken balıkçıları seyretmeye bayılıyordum.
Sanki ruhum bir başka huzurlu oluyordu burada.
Nedenini tam bilmediğim derin bir nefesin iç huzurunu yaşıyordum bu ambiyansta!.
Masamda Çanakkaleme ait kocaman bir kitap duruyordu.Bana Çanakkaleli bir öğretmen dostum doğum günümde hediye etmişti. Aralarda tarihini iyice ezberlemek için tekrar tekrar baktığım ve bir türlü bitiremediğim haritalı harika bu koca kitap, kapağınla bile ilgi çekiyordu.
O kadar dalmışım ki, telefonumun çaldığını bile farketmemiştim.
Hemen yan masada oturan alman bir hanım bana işaret yaparak, almanca birşeyler söylüyordu.
Telefonumu işaret ediyordu.
Almanlara benziyordum bende zaten.
Sanırım alman sandı beni dedim içimden.
Ben telefon ile konuşurken Alman kadının boynundaki ay yıldızlı fları ile Çanakkale logolu tişörtü dikkatimi çekmişti.
İçimden gülümseyip "nasıl bir aşk bu yaa!.. "demiştim.
Aradan iki gün geçmişti ki, hotel sahibi eski bir dostum beni hafta sonu için Gökçeada'daki hoteline davet etmişti.Bende fırsat bu fırsat diyerek bavulumu hazırladığım gibi Gökçeadada bulmuştum kendimi..
Hotel sahibi arkadaşım ile uzun süren kahve keyfim sonrasında akşam yemeği için tek başıma balık restorana gitmiştim..
Hayatın getirip götürdükleri ve sorumlulukları ile yorgun düşerken ben, kafa dinlemeye kaçıyordum buralara bazen..
Birden telafuzu güzel lakin tarzı, şifesi yabancı bir ses " kitabınız yanınız da mı " dedi.Kafamı bir kaldırdım ki, Eceebat'taki Alman kadının ta kendisi idi."Merhaba" deyince ben,
-"Ben de yemek yiyeceğim de yan masanıza geçtim.Kitabınızı da ayrıca çok merak ettim " dedi. Gülümsemiştim.Ufak çaplı konuşmamız esnasında aynı otelde kaldığımızı öğrenince;" gece oranın bahçesinde bana özel melisa çayı yaparlar bende içerim.Hem oranın sahibine size de ikram etmelerini söylerim hemde kitabımı getiririm incelersiniz isterseniz" dedim.Alman kadın başını sallayıp teşekkür etmişti.
Yanyana masalarda yemek yemiştik.
Aralarda bana bakıp gülümsüyordu.
Bende ona tabi, gayri ihtiyari...
Gece saat onbuçuğu geçiyordu.Ben gece eşoftmanlarımı giyip, hotelin nefis kokan bahçesinde oturup melisa çayımı ısmarlamıştım bile.
Alman kadın,
-" rahatsızlık
vermek istemem ama sözleştiğimiz gibi yine ben geldim" dedi..
Kadının üstünde şehitler abidesinin resmini içeren bir elbise görünce hem çok beğenmiş hem de çok duygulanmıştım.
Lakin içimde anlam veremediklerimi dayanamayıp en sonunda kadına sordum..
-"Adınız ne bu arada?Türkçeyi nasıl bu kadar güzel konuşuyorsunuz.Merak ettim doğrusu"..
Kadın-"Adım Adelheid 'idi. Ama değiştirdim.Uzun bir süredir Arya.Siz Arya diyebilirsiniz"..
dedi.
İşte şimdi daha çok merak etmiştim."Neden Arya siz Alman değilmisiniz?" diye sorunca "yazarsınız sanırım, bir yazarın beni yazmasını çok isterdim.
Yazılacak orjinal bir hayat öyküm var benim."
deyince ben hemen atladım doğrusu.
Anlatırsanız dinlemeye bayılırım dedim.
Böylece Alman Arya hanım, ısmarladığım melisa çaylarımızın eşliğinde,
"Eşim şu an şehir dışında kızımla. Sohbet edecek insanı bulmak ne güzel benim için " diyerek anlatmaya başlamıştı bile.
"Doğduğumda alman bir ailenin tek çocuğu idim.
Çok saygın bir aile idi.Annem Lina öğretmen, babam Karl ise dahiliye doktoruydu.
Bonn şehrinde çocukluğum çokta güzel geçti hani.Annem bana hep çiçek kızım derdi.Babam anneme çok aşıktı.Sanki annemi benden daha çok sevdiğini hisseder ama sonra bu duygumdan utanıp üstünü hep kapatmayı yeğliyordum.
Bazen öyle anlar olur ki, düşündükleriniz doğru olmuyor ve siz yanılıyorsunuz ama duygularınız öyle değil onlar asla yanılmıyor!.
Neyse, işte!
Annem hep bana "asilsin sen, aynı ataların gibi!" derdi.Hiç bu sözün arkasını aramamıştım ben.Ne demek istiyor diye düşünmemiştim bile.
Üniversiteye gidiyordum.
Tarih okudum ben.Tarihe çok meraklıydım.
Annem çalıştığı okuldan üç kız arkadaşı ile küçük bir tatil kaçamağı yapmıştı.
Tatilde iken hastalanıp aniden evimize geri dönen annemi görünce panik atak olmuştum sanki.
Doktor babam, hemen hastanelere taşımıştı annemi.Annem mide kanseri idi.
Uzun bir süre tedavi gördü.Sanırım annem ile hep yanyana en uzun kaldığım dönem bu idi.Çünkü ailem sürekli çalışıyordu.
Birlikte geçirilen tatillerimiz ise hep kısacık sürüyordu.Uzun bir süre hastanelere gidip geldik.
Annem son zamanlarına dayanmıştı sanki..
Ağırlaşmadan öncesi çok fazla kilo kaybetmişti.
Hastaneye son kez yatırmadan önce bana üstü kapalı birşeyler anlatmak istedi ise de kelimeleri toparlamakta oldukça zorluk çekiyordu.
"Küçük bir sandığım var giyinme odamda.
Babana sor göstersin.
Anahtarın yerini o biliyor çiçeğim.Seni çok seviyorum.Her zaman seveceğim.Beni affet ne olur güzel kızım" diyordu.
Bu sözlerin anlamını annem öldükten sonra anlayabilmiştim.Annem o gece yoğun bakıma alınmıştı.Üç gün sonra vefat etti.Mezarlıkta papaz defin sırasında incil den dualar okurken, babam ağlıyor, aralarda da bana bakıyordu..
Herkes gidip ben bir müddet mezarlıkta kalmak isteyince babam, " Hayır Adelheid benimle eve geliyorsun " dedi.
Evimize derin bir sessizlik içinde girdik.Annem konuşkan , babam çok daha sessizdi.
Annemsiz bir hayat nasıl geçerdi diye düşünürken,
babam omzuma elini dayadı.
"Üzülme ben varım.Bundan sonra okulunu bitirip kendi yoluna bakacaksın, buna mecbursun çiçek kızım" dedi.Oysa bana hep tavşanım derdi.Nedenini bilmedim hiç.Sevimli olduğum içindir belki de.İlk defa çiçek kızım diyordu babam.Tıpkı annem gibi..Babama, annemin bana olan son sözlerinden bahsederken babam beni susturup konuşmak istemediğini söylemişti.
Ben hiç bir sey soramıyor annem için ağlayamıyordum bile.Bir sene nasıl geçti anlamamıştım.
Okulumu birincilikle bitirmiştim.
Kendimi derslerime verdiğim için başarıyı hayatımın tam ortasına koymuştum. Üniversitede öğretim üyesi olarak kalmayı istiyordum.
Babam bu arada hastanede başhekimlik yapıyor, yoğun çalışıyordu.Az görsemde onu başarılarıma çok sevindiğini ve beni her şekilde desteklediğini çok iyi biliyordum.
Lakin ben annemden sonra kendimi çok daha yalnız hissediyordum.
Zaman akıp gider sağ olana derlerdi de inanmazdım.
Beklediğim o özel gün gelip çatmıştı bile.
Ben okulda çok iyi bir puanla öğretim üyeliğine alınmıştım.
İlk iş annemin mezarına gitmiştim. Birde baktım ki babam orada! Görünce şok olmuştum.
Ona gözükmeden geri döndüm.
Nedenini bilmediğim bir sekilde annemi hiç konuşamıyorduk onunla.Sanki gizli ve gizemli bir yasağı vardı.
Evimiz müstakil , büyük ve iki katlı idi.
Benim odam ise hep üst katta olmuştu.
Babam o gün, eve gelince odamın kapısını çaldı."Seninle konuşmalıyız tavşan, aşağı inermisin seni bekliyorum."
diyordu..
Büyük bir merakla aşağıya inmiştim.Suratında soğuk bir ifade vardı.Bana derin bakıyor ama konuşmakta zorlanıyordu. En sonunda elime bir anahtar tutuşturup," annenin giyinme odasındaki sandığı aç ve orada ne varsa getir buraya sevgili kızım " dedi.Heyecanla gidip bir koşu o küçücük sandığı açmıştım.Bir de baktım ki, benim için, adıma yazılmış mektup misali bir koca defter, resimler ve içi açılan kalpli altın bir kolye ile iğne oyalı yemeniler..
Çok şaşkındım.
Hepsini aldığım gibi
babamın yanına koştum.Babam sakin ve hüzünlü bir sesle" oku!" dedi.Okudukça kalbim hızla çarpmaya başlamıştı.
Bana yazılmış sayfaların sonunda,
"Beni affet çiçeğim,unutma sakın seni çok seviyoruz" diyordu.
Babamın gözlerinden yaşlar dökülüyordu.
Annemin hiç göremediğim babası Türkmüş meğer.
Anneannem ise Alman.
Anneannem, dedemi 30 yaşında bir kazada kaybetmiş.
Annem ise, annesi gibi bir Türk'e aşık olunca anneannem bu evliliğe şiddetle, garip bir şekilde karşı çıkmış.Tıpkı kendi evliliğini hiç istemeyen ailesi gibi.
Eğer Türk ile evlenirsen, sana hiçbir malımı bırakmam demiş.
Anneannemler oldukça varlıklı bir aileden geliyorlarmış.
Lakin annem, zamanında aşık olup ta çıktığı Türk delikanlısından hamile kalmış..
Annesine annem bu durumunu nasıl söyleyeceğini bilemezken ,
sevgilisi olan Türk delikanlı ise Türkiye' ye deprem gören ailesi için geri dönmek zorunda kalmış. Türk delikanlısı' na, "Annem seni istemiyor ve beni mirası ile tehdit ediyor!" deyince,
Delikanlı' dan bir daha haber alamayan annem , ona hamile olduğunu hiçbir zaman söyleyememiş.
Aynı Üniversiteden anneme aşık olan çocukluk arkadaşı Karl ise; " Bu durumu sakın söylemeyelim annene.Seni ben çocukluğumdan beridir seviyorum.
Benimle evlen , bebeği de sakın aldırma! "demiş.
Yani üvey babam bana kıyamamış..
Karl' ın çocuğu olmuyormuş meğer.Atatürk' e ve Türkler'e son derece saygılı Karl, bana çocukluğum boyunca Türk tarihini anlatıp ,eğitimci birkaç Türk dostu ile tanıştırmıştı.
Onlardan övgü ile bahsederdi.
Karl babam, annemin haberi olmadan, ben ilkokula giderken babamı Türk arkadaşları aracılığı ile iyice araştırmış.
Babamın ailesi Çanakkaleliymiş.
Marmara depremi olduğu zamanlarda ise, babamın ailesi Gölcük' teki kardeşlerini ziyaretteymişler.
Bazen kızlar annelerin kaderini yaşarmış ya hani.
Babam annemi çok sevmiş.
Babaannemler, "git getir kızı, bizim gelinimiz olsun "demişler.
Benim varlığımdan habersiz, annemi sevmeye dünden hazır, fazlasıyla alman gelinlerini merak etmişler. Kadere bak ki..! Babam, marmara depreminden hemen sonra halamı kazandığı İstanbul Üniversitesine götürürken, yolda kaza geçirince iki kardeş aynı anda hayata veda etmiş.
Okuduğum mektubun üstüne,
Karl babamın anlattıkları da eklenince aslında beni ne kadar çok sevdiklerini o zaman çok daha iyi anlamıştım.
Geç anlatmıştı herşeyi Karl babam.Ama belki de zamanı şimdiydi." Ben bir Türküm yani baba" diye haykırdım..
-" Evet kızım , sen Çanakkaleli bir Türksün.Ama herşeyden önce Alman bir annenin kızı ve benim canım kızımsın! Bu asla değişmeyecek! "dedi..
İnanılmazdı.
Şaşkın olsamda bir okadar da nedense mutlu olmuştum. Karl babama sarılıp ağladım..
-" Ne olacak şimdi peki!" diyordum sürekli papağan gibi.
-" Sakin ol" dedi öncelikle Karl babam ve devam etti.
-"Bu ev annenindi.
Şimdi senin kızım.
Annenlerden ise bir dolu mirasın var artık.İyi bir yerdesin.
Üniversitede hoca oldun.Dilersen beraber Çanakkale'ye gider oradaki akrabalarını buluruz senin.
Bu hayat senin.
Seçimlerinde özgürsün.Ben ise senden mesafe olarak uzakta da olsam sonsuza dek baban kalacağım güzel kızım.Kimsem yok deme sakın ben varım, sen varsın" dedi.
Böylece bana soyadınla hayat veren Karl babam ile belki de ilk kez bu kadar içtenlikle baba kız olarak birbirimize sarılmıştık.
Aradan geçen bir ay sonra da Karl babam ile Çanakkale' ye gelmiştik.Çok heyecanlıydım.
Bu arada bir tarihçi olarak, Türkiye ve özellikle Çanakkale ile ilgili tüm tarihi okuyup yutmuştum sanki..
Karl babam ile Çanakkale'de bir otele yerleştikten hemen sonra, babam elindeki bilgiler ve fotoğraflarla akraba aramaya başlamıştı.
Küçük halamın kızını bulmuştuk.Ama Ankara 'da oturduğunu ve evli olduğunu öğrendik.
En önemlisi de, babamın en büyük ataları, soyları Çanakkale de savaşmışlardı ve orada anıtmezarda adları kazılıydı.Bu benim için ve tarihimiz için büyük onurdu.Karl babamda o kadar çok duygulandı ki, Çanakkale Şehitleri Abidesinde oturduğu yere çöküp kalmıştı.
Şehitliklerden uzun süre çıkamadık.
Gerçek babam olan Furkan Ali'nin mezarını bulup ziyaret ettik.
Babaannem,
dedem, halalarım..
Hepsi oradaydı.Herkes ölmüş birtek ben vardım sanki.Babama saygıdan başka birsey duyamıyordum.
Garipti ama hiç tanıyamadığım babama ait, belki de derin bir sevginin onurlu bir saygısıydı benimkisi. Gerçek babama olan hislerim adlandırılamaz bir hal almıştı.
Birkaç gün sonra Anzak koyunda Karl babam, "resim çektirelim bu koyda gel kızım" dedi.Arkadan bir ses babama" beni de çek Doktor!" diyordu.Karl babam neşe ile güldü.Benim Üniversitedeki Victor hocamın burada işi neydi.
Victor aynı zamanda Karl babamın hastasıydı.
Victor hocamın yanındaki oğlu Peter' i ise ilk kez görüyordum.
Hep birlikte süpriz bir şekilde balık yemeğe gittik.Meğer Victor hocam' ın oğlu ilk evliliğindenmiş. Peter 'in annesi İstanbullu bir Türk kadınıymış.
İki yıl önce de ikinci eşi ile Çanakkale'ye yerleşmiş.
Peter 'in annesi ve babası Peter daha 6 yaşında iken ayrılmalarına rağmen, dost kalmayı başarıp, Peter'e olan sevgi, ilgi ve sorumluluklarını hiç birsekilde ondan esirgememişler .
Bunu sıcak ve samimi sohbetlerinde çok iyi hissetmiştim.
Gecenin çok geç saatlerine kadar dayanan harika bir sohbet içindeyken ayrılmak çok zor gelmişti bizlere..
Birkaç gün daha Victor hocamın bizi araması ile zamanı birlikte geçirip Gelibolu ile çevre adaları da gezmiştik..
Karl babam bir gece bana dönüp," Victor safariye gidiyormuş.İki ay yokmuş Almanya'da. Oradan da Amerika ya gidecekmiş .
Kalacak yerleri, oralarda çok eski dostları varmış.Sen de gel bana yoldaş ol, hayat çok kısa dedi bende sana sormadan peki dedim kızım.Senelerdir istiyordum alıp başımı özgürce dolaşmayı!.
Kısmet olmadı ki hiç çok çalışmaktan.
Hayvanlara çok meraklıyım bilirsin.Aslında veteriner olmayı istemiştim ama olamadım işte.Emekli oldum göya ama çocukluk hayalimi yaşayamadım annen dışında.
Safariyi onayladım diye umarım kırılmazsın bana!" dedi..
Ona hiç kırılmamıştım.
Sarıldım sıkıca ve gönlün rahat git babacığım dedim. Almanya'ya dönecektim elbet yakında ama şunu iyi biliyordum ki, onu Çanakkale'de esir etmeye hiç hakkım yoktu benim.
Victor hocam ve babam Almanya' ya dönmüşlerdi.
Ben ise oteldeki hayatıma bir süreliğine daha devam ediyordum.Ne yapacağımı bilmez bir duyguda idim aslında.Burada gerçek babam soyum, tarihim vardı.Almanya da ise geçmişim, kariyerim ve planlanan hayatım.Oysa hayat planla değil nasip ile yaşanıyormuş meğer.Peki yeni öğrendiğim gerçeklerimle, geleceğime neler koyacaktım!.
İnançlarım sanki karışıktı ne müslüman ne de hristiyandım mesela.Ben kendimi bulmalıyım dedim.Böyle karaları bağlarken telefonum çalmıştı.Arayan Peter' di.
Telefonumu almıştı ama beni arayacağını sanmamıştım.
Yanıldığımı zamanla anladım.Peter veterinerdi.
Karl babamla birlikte hayvanlarla ilgili muhabetleri çok olmuştu bu yüzden.Beni de annesinin kümes hayvanlarını görmeye götürdü.Annesi anaokul öğretmeniymiş zamanında.Çok tatlı dilli bir kadındı.Hemen kaynaşıvermiştik.Benim Almanya ya döneceğimi öğrenince üzülmüştü.
Kalan üç hafta boyunca her günü Peter ile geçirdik.Peter sakin huzurlu , mavi gözlü klas ve asil ruhlu bir çocuktu.İçimde, gördüğüm günden beridir birşeyler hissetmeye başlamıştım.
Ama nedense aşkın duygusundan kaçıyordum sanki.
Almanya 'ya gideceğim günden iki gün önce beni özel bir mekana yemeğe götürmüştü.O gece sahile inip sabahlamıştık.
Sohbetler ve bakışlar çok derindi.Elimi tutup göğsüne götürdü." Bu Türk kızı beni sever mi acaba?
Çünkü ben onu , hikayesinle ve tüm kalbimle çok seviyorum. Onu Almanya'ya göndermek istemiyorum" dedi.Gidersek beraber gider geliriz .Şu Alman oğlana gelin gelirsen Türk annesi de çok mutlu olurmuş biliyormusun "dedi.
Ben," Seni sevdim ama benim burda kimsem yok Peter.Karl babamı da bırakamam.Bir tek o kaldı yanıma" dedim.
Peter iç çekmişti."Seni anlıyorum , sana kalbimi açtım ama hayatımı adayacak kadar da aşık oldum Türk kızı "dedi.Ben ise,
" daha kendimi bulamadım sanki, dua ediyorum tabiki.Sen Almansın ama annen gibi müslüman olmuşsun.
Ben neyim şu sıralar pek bilemiyorum.
Sanırım hristiyanım.
Çünkü sadece o dini iyi biliyorum." deyince Peter birden ciddileşti.
-" Bak Adelheid, sen herşeyden önce güzel insansın.
Duanı Allah'a yaparsın.Dinin ise beni ilgilendirmez.
Allahımız aynı.
Bu toprakların çocuğusun ki, Allah seni sonunda buralara kadar getirip sevdirmiş.Gerisi senin seçimin yada nasibin diyelim.Annemin kıldığı sabah namazları beni müslüman yaptı.Ben çocukluğumdan beridir ayrı gayri bir annemle bir babamla olup ta kendimi bulduysam , sen bu yaşında çok daha iyi kendini bulursun emin ol.Kalbini dinlesen yeter, inan bana!" dedi.Beni anlımdan öpmüştü.
Giderken ağlamadım ama öyle sıkı sarıldım ki ona..,
-" Kimsem yok burda dedin ya.Atalarının topraklarında sana Adelheid değil, Arya demek istiyorum, Asil kız!
Kimsen yok değil, unutma sakın. Ben Varım!".dedi bana.
O geceden sonra Peter' i görmeden ve aramalarına cevap vermeden Almanya ' ya uçmuştum.
Sanki vatanıma gelmiştim.İlk haftalar kendimi iyi hissetmiştim.
Karl babam artık evine dönsün istiyordum.Onu çok özlemiştim..
Karl babamın dönmesi yaklaşınca içimi derin bir huzur kaplıyordu.Ama hemen hemen her gece de Peter ile sohbetlerimiz , bakışmalarımız kalbime düşüyor ve Çanakkale'yi nerdeyse Almanya'dan bile hissediyordum.
Bu duygulardan zaman zaman kaçsamda, bazı geceler ay ışığı gibi parlıyordu kalbimde ..
Yağmurlu bir sabah, kapı hızlıca çalındı.Babam daha erkence bir süpriz yapıp geldi mi acaba derken, karşımda Victor hocamı ve yanındaki askerleri görünce birden şok oldum.İçeri girip sakin olmamı istediler.Karl babam kalp krizi geçirip ölmüştü ve cenazeyi getirmişlerdi.
Annem öldüğünde bile böylesine yıkıldığımı hatırlamıyordum.
Babamın birkaç arkadaşı, kuzeni ve Victor hocam benim yapmak zorunda olduğum tüm işlemlere yardım etmişlerdi.Karl babam hristiyan mezarlığına annemin yanına gömülürken yere çömelmiş ,
ağlıyor ve Tanrım'a dua ediyordum.-
"Bana yol göster kimsem yok artık!" diyordum.
Papaz görevini yapmış, babam toprağa defnedilmiş ve gelenlerin hepsi yavaşça dağılmıştı.
Okuldan kız arkadaşım Hannah," ben senin yanında kalayım" dedi.
Yok dedim git sen.
Victor hocam ve eşi Clara da kalmıştım o gece.
Hiç uyuyamamıştım.
Sabaha kadar düşündüm.Evi satışa çıkarmaya ve okuldaki kariyerimden ayrılmaya karar verdim.
Victor hocam , kararıma saygı duyup bana mallarımı satmakta ve yolumu bulmakta yardım etmişti.
Acılar insanı gerek duygusunda gerek kararlarında daha cesur yapıyormuş meğer.
Victor hocam, Peter' in bana aşık olduğunu ve benim için hep dua ettiğini söylemişti.
Meğer annesinin çok önceden geçirdiği ciddi hastalığı tekrarlamış ve onu son yıllarında bırakmak istemediğinden dolayı Çanakkale'den Almanya 'ya artık gelmiyormuş.
Ben Çanakkale de kendimi yalnız hissetmiyordum.Sadece ne yapacağımı çözemiyordum.
Yolumu kaybettiğimi sanırken yolumu bulduran Allah'a şükür etmeyi öğrendim.
Almanya da tüm yapılması gereken işlemlerim biter bitmez Türkiye' ye gittim.
Bu gidişimde Türkiye'deki işlemlerimi de bitirebilirsem eğer, Çanakkale'ye dönüşüm temelliydi artık..
Otele yerleştiğim gibi Peter'i aramak istediysem de arayamadım.
Eceabat'ta onun çok sevdiği, çay bahçesine yakın, beraberce günün batışını seyrettiğimiz bir yer vardı.
Akşama doğru oraya gittim.Çok az kişi vardı.O kadar hüzünle doluydum ki, Peter'i aramaya yüzüm yoktu.
Kendimi suçlu hissediyordum. Saatlerce elimdeki su peti ile koca bir taşın üstünde oturmuştum. Gözyaşlarımı silerken,bir el değdiği gibi hemen çekildi omzumdan "Başın sağolsun asil kız!".
Ben ağlarken, ilk kez o an sevinçten güldüğümü hatırlarım hayatımda..
-"Peter!".derken ben,
"Peter değil artık Eser de"..dedi.
Ona, " boynuna sarılmak istiyorum" dedim çocuklar gibi şımarıkça.
Bana-" Niye duruyorsun " deyince.
"Bana küsmedin değilmi , "dedim.
-"İnsan aşkına küser mi hiç" deyince de sımsıkı sarıldık birbirimize.
" Ben geldim vatanıma. Dönmeyeceğim artık Almanya' ya.
Kimbilir belki bazen gezmeye bazen de anı tazelemeye gideriz Almanya' ya..
Ama bundan sonra seninle olmak ve seninle burada yaşamak istiyorum.Tabi hala bana, Ben Varım! diyorsan" dedim.
O da" Geleceğini biliyordum Aryam. Hem de tam buraya.Çok şükür.Yanlız değilsin asla bundan sonra Ben varım!Evlenirmisin benimle asil kız!" deyince ikimizinde gözlerine düşen damlalar ışık saçıyordu sanki.
Elini alıp göğsüme koydum, tıpkı önceden onun bana yaptığı gibi
-"Evlenirim tabi benim Eser Peterim.
Artık yalnız değilim.Sen Varsın!...Sen Varsın!" diye sevinçle haykırdım ve sonsuz bir mutlulukla buralara geldim.
Bir yazar olarak ,
bu güzelim hikaye, benim her Çanakkale'ye gelişimde kalbimin içine oturur..
Daha sonraları ismini Arya olarak değiştiren Adelheid, bana anlattığı Peter ile olan mutlulukla dolu evlilik hayatında kendini tam bir Türk olarak hissetmiş.
Bunu duyduğumda ,
" Ne mutlu Türküm diyene! dedim bende..
Sevgilerimle????