Fransa Tarihi Bursa Zindakapı’da Nasıl Kırıldı: VII. Enguerrand de Coucy’nin Hikayesi
Yazının Giriş Tarihi: 28.01.2026 23:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.01.2026 23:27
Tuna kıyılarındaki Niğbolu Kalesi’nin önlerinde Batı Avrupa’nın da katıldığı son Haçlı Seferi’nde kılıçlar bilenmiş ve Yıldırım Bayezid kumandasındaki Türk birliklerinin durumu gözleniyordu. Hırslı ve aceleci şövalyeler kahramanlık hevesleriyle Türk saflarına saldırıp sultanın ordusunu püskürtmek ve Osmanlı’nın kalbine bir mızrak gibi girmek arzusuyla yanıp tutuşuyorlardı. Feleğin çemberinden geçmiş, iki kralın ayak oyunlarına mukabele etmiş ve zaferler kazanmış Fransız lordu VII. Enguerrand de Coucy ise birliklere telkinler veriyor ve en doğru anı gözlüyordu. Fakat Eu kontu Philip ve etrafındakiler bu fikirleri bir korkaklık emaresi addettiler ve Sancak-ı Hazret-i Meryem’i kaptıkları gibi hücuma geçtiler. de Coucy dahi bir şövalye olduğu için hücuma iştirak etmek zorunda kaldı. Önce sipahiler tarafından ezildiler sonrasında ise yeniçerilerin kırdığı yoldaşlarının bedenleri arasında esir edilip Bursa zindanlarına yollandılar.
Coucy’ler Orta Çağ’da Fransa’nın en güçlü soylu ailelerindendi. Dahası feodalizmin sembol ailelerinden olan Coucy’ler kendilerine motto olarak seçtikleri “Roy ne suis, ne prince ne duc, ne comte aussy; je suis sire de Coucy" (Kral değilim, ne prens ne dük ne de kont, ben Coucy lorduyum) şiarı ile bu politik kimliği sahiplendiler.3 Paris’in kuzeyinde tepelik bir alanda yer alan bölgeleri, merkeze giden yolların kontrolünü, özellikle Ailette ve Oise vadilerinin anahtarını Coucy’lerin ellerine verdiği için krallara karşı daima ellerinde bir koz tuttular.4 400 yıllık tarihleri boyunca I. Haçlı Seferi gibi kendilerince kutsal görevlerde bulundular, bağlı oldukları krallarla çarpıştılar. Aile VII. Euguerrand de Coucy’e gelindiğinde feodalizmin yeni gelişen siyasi ortamına göre oyunu en iyi oynayan soylular arsında yerini aldı. Kara Veba, Yüz Yıl Savaşları ve Büyük Şizma gibi birçok önemli olaya şahitlik eden de Coucy bir taraftan Fransa kralına asi olanların üzerine kılıç salladı öteki taraftan İngiltere Kralı’nın kızıyla evlendi.
Osmanlılar üzerine bir haçlı seferi kararı alındığında Fransa’nın en cesur ve mücerrep cengaveri sayılan de Coucy, Burgonya Dükü II. Philip tarafından sefere katılması için hususen ikna edildi.6 Uzunca boylu ve sağlıklı vücutlu olarak anılan de Coucy’nin savaş becerileri hezimetten hemen önce küçük bir çarpışmada Gazi Hacı Evrenos ve akıncılarına çaldığı galebeden anlaşılabilir.7 Bu zafer, Niğbolu’da haçlıların hanesine yazılan tek müspet harekâttı.8 Muharebeden önce Bayezid’in ilerlediğini gören haçlılar ya gözdağı vermek için ya da problem çıkarabileceklerini düşündükleri için ellerindeki birçok Türk esiri katletmişlerdi. Bayezid’in muharebe sonrası misliyle mukabele edeceği muhakkak olduğu için de Coucy’nin yaşamaya dair pek bir umudunun olmaması doğaldı. Fakat esirlerden biri olan Burgonya Dükü’nün savaşa katılanlardan birçoğunun asilzade ve zengin olduklarını Bayezid’e açıklamasından sonra Sultan yirmi kadarının canını bağışladığı ve yüklü miktarda fidye karşılığı evlerine dönmelerine izin verdiği için katliamdan kurtulanlardan biri oldu.
Orta Çağ ve Erken Modern devirde esirlerin fidyesi canlı bir ekonomik konuydu. Genellikle sınırlardaki akınlarda ve Niğbolu gibi geniş çaplı savaşlarda ele geçirilenler sağlıklarına, vücutlarına ve sosyal statülerine göre değerlendirilerek bir fidye miktarı tayin edilir ve yakınlarına haber salınırdı. Bazen bu işi profesyonel olarak yapanlar ayarlar bazen de esirler arasından birisi seçilir fidyeyi toplayıp kendini ve diğerlerini kurtarması beklenirdi. Bu bağlamda en meşhur örnek bu şekilde esirler arasından seçilip Osmanlıya gönderilmiş ve parayı aldıktan sonra başına bin bir iş gelip tekrar esir olan ve fidye parası yolda gasp edilen Tımışvarlı Osman Ağa’dır.10 Buna benzer şekilde değerlendirilen de Coucy ve diğer esirler statülerinden dolayı bir hayli fidyeye tabi tutuldular. Anavatanlarıyla iletişimi, dolayısıyla fidye organizasyonunu Ege Adalarını yöneten Gattilusio ailesi yürütüyordu. Fidye maliyetine sefer için alınan borçlar da eklenince esirlerin kurtarılması iyice zorlaştı. Öyle ki zamanında ordularını Doğu’ya süren dükler, kontlar ve şövalyeler kurtarıldıktan sonra memleketlerine dönmeye çalışırlarken yol üstünde uğradıkları soylulardan sadaka mahiyetinde gömlekler kıyafetler almak zorunda kaldılar ki bir evsiz gibi şatolarına dönmek zorunda kalmasınlar.
de Coucy esirlerin arasında en yaşlısı olmasına rağmen daha önce mağlubiyet ve esaret yaşamamış tek kişiydi. Sırtında küçük bir hırka, yalın bacak ve başı kabak yolculuk ettiğinden daha önce tecrübe etmediği bu şartlarda ölmek üzere olduğuna inanıyordu. Talihin bir cilvesi olarak, göz alabildiğine düzlük bir kırda elinde uzun bir elbise ve şapka olan bir Bulgar ortaya çıkıp onu ölümden kurtardı. Gelibolu üzerinden zorlu bir yolculuktan sonra Bursa’ya varan esirler sert zindan şartlarında mahkûm oldular.
Bursa zindanı, Bursa tarihî kent surlarının savunma açısından en zayıf noktası olan Yerkapı düzlüğünden başlayıp Batı’ya doğru uzanan çift surun ucunda yer alan, Erken Bizans dönemine tarihlendirilen devasa bir yapıdır. İstanbul'daki Anemas zindanlarından sonra Anadolu’da yeraltı zindan odaları bulunan ikinci örnek olması bakımından büyük önem taşıyan bu yapı, kule bağlantılı bir yeraltı zindanı (Scutella) olarak tanımlanmaktadır. Zindanın mimari yapısı; kanlı kuyu, tabutluk, yer altı zindan odaları, yönetici odaları ve zindanı koruyan iç ve dış kulelerden oluşmaktadır.12 Zindanlarda hayatta kalmanın önemli bir mesele olduğuna yine Niğbolu’da esir düşüp Sultan Bayezid’in emrine verilen Johann Schiltberger tanıklık ediyor. Sefer sırasında diğer esirlerle kaçmaya teşebbüs eden Schiltberger anlatıyor:
“Ve Weyasit [Bayezid] başkentine geldiğinde, kaçmaya karar veren altmış Hristiyan olarak aramızda bir bağ kurduk ve hürriyetimiz uğruna öleceğimize yemin ettik.
Her birimiz hazırlanmak için vakit ayırdık ve tayin edilen zamanda buluştuk. Aramızdan kura ile iki lider seçtik ve onlar ne emrederse itaat edecektik. Gece yarısından sonra yola koyulduk, atlarımızı bir dağa sürdük ve gün ağarırken vardık. Dağa vardığımızda atlarımızdan indik ve güneş doğana kadar onları dinlendirdik. Sonra tekrar eyerlerimize binip aynı gün ve gece boyunca yol aldık. Weyasit kaçtığımızı haber alınca, bulunmamız, yakalanmamız ve kendisine getirilmemiz emriyle beş yüz süvari gönderdi.
Bize bir geçidin yakınında yetiştiler ve teslim olmamız için seslendiler. Bunu kabul etmedik; atlarımızdan indik ve kendimizi onlara karşı elimizden geldiğince savunduk. Komutanları kendimizi müdafaa ettiğimizi görünce öne çıktı ve bir saatlik ateşkes istedi. Kabul ettik. Yanımıza gelip esir olarak teslimiyetimizi istedi; hayatlarımızın emniyeti için kefil olacağını söyledi. Kendi aramızda danışacağımızı söyledik, danıştık ve ona şu cevabı verdik: Esir düştüğümüz anda, kralın huzuruna çıkar çıkmaz öldürüleceğimizi biliyorduk; bu yüzden Hristiyan inancı uğruna, elimizde silahlarla burada ölmenin daha iyi olacağını düşündük. Komutan kararlı olduğumuzu görünce, tekrar esir olarak teslim olmamızı istedi ve can güvenliğimizi sağlayacağına dair ant içti; eğer kral bizi öldürmek isteyecek kadar öfkelenirse, önce kendisini öldürmelerine izin vereceğini söyledi. Bunun üzerine yemin etti ve biz de esir olarak teslim olduk. Bizi kralın huzuruna çıkardı. Kral derhal öldürülmemizi emretti. Komutan gidip kralın önünde diz çöktü, onun merhametine güvendiğini ve bize can bağışlama sözü verdiğini söyledi. Ayrıca durumun böyle olacağına dair yemin ettiği için bizi bağışlamasını diledi. Kral ona herhangi bir zarar verip vermediğimizi sordu. O da 'Hayır' dedi. Bunun üzerine hepsedilmemizi emretti; orada dokuz ay esir kaldık ve bu süre zarfında on ikimiz öldü.”
Bursa’da geçirdiği vakit de Coucy için de bir hayli zorlu geçti. Hiç durmadan görevden göreve koşan bu soylu asker, yeni durumunun karşısında mâlîhûlyâ ve ümitsizliğe duçar oldu. Daha önce yazdırdığı vasiyetine ekler yapıp esir yoldaşlarının birine bu vasiyeti ailesine götürme görevini verdi. Fakat bu zorlu durumu hafifleten bir unsur vardı: Cenevizliler. Bursa’da Orhan Gazi’nin yaptığı anlaşmadan beri ciddi bir Cenevizli tüccarlar şehirde ciddi bir varlık gösteriyordu ve pozisyonları yıllar geçtikçe kuvvetlenmişti.14 Yukarıda bahsettiğimiz Cenevizli Gattilusio ailesi ise onun akrabalarıydı ve bu aile Cenevizli bazı tüccarları himaye etmekle birlikte Sultan Bayezid’le gayet iyi ilişkileriyle de meşhurlardı. de Coucy’nin şartlarının onlar tarafından bir nebze de olsa iyileştirildiği söylenebilir. Öncelikle esirlerin çoğu Anadolu’nun farklı köşelerine sürüklenirken kuzeni Francesco II Gattilusio’nun sarayla olan iyi ilişkilerini kullanması sonucu onun Bursa’da sabit kalmasını temin edebildi.15 Dahası kuzenine tâbi zengin bir tüccar olan Nicholas de Aenos balık, ekmek ile şeker getirerek ve bir miktar para vererek şartlarını iyileştirdi. Ege’den gelen bu Ceneviz imkânları sayesinde de Coucy sağlık hizmeti dahi alabilecek seviyeye geldi. Bursa eczacı esnafından olan Avraham’a da bu sayede ödeme yaptı.
Her şeye rağmen, fidye sistemi onun kurtulmasına imkân sağlayabilecek kadar hızlı değildi ve 18 Şubat 1397 Cumartesi günü, bundan 628 yıl evvel Coucy Lordu, Soissons Kontu, Fransa’nın en bilge ve cengâver şövalyesi VII. Enguerrand Bursa’da öldü.17 Ölümü Fransa tarihinde bir devrin sonuna işaret ediyordu. 400 yıl boyunca feodalizmin, adem-i merkeziyetin, krala kafa tutmanın simge ismi olmuş de Coucy hanedanı tarihe karıştı. Enguerrand bir oğul bırakmadan dünyadan göçmüş, toprakları eninde sonunda Kral’a geçmiş ve Fransız hükümdarlarının başında sallanan o Demokles’in kılıcı sonunda el değiştirmişti. Son de Coucy ise Fransa tebasından olmasına rağmen onlarca yıldır savaşta oldukları ve olacakları (bu savaş 100 Yıl Savaşları diye anılmıştır) İngiliz hanedanının damadı olabiliyor, kendi kralının da en önemli isimlerinden biri haline gelebiliyordu. Sonuçta o ne bir kral ne bir dük ne de bir konttu. O bir Coucy lorduydu. VII. Enguerrand de Coucy’nin hatırası kendisiyle beraber ölüp gitmedi. Cesareti, diplomasisi ve bilgeliğiyle zihinlere kazınan bu şövalye ölümünden tam 437 yıl sonra, Osmanlıya karşı kaybettikleri Niğbolu gibi bir muharebeyi çok geride bırakmış ve en parlak dönemini yaşayan Avrupa’dan İngiliz Reverend Richard Burgess tarafından Bursa hisarında hatırlandı. Mihmandarlığını yapan Ermeni’ye yönelttiği de Coucy‘nin öldüğü yeri görmek istediğine dair soruları ise cevapsız kaldı çünkü bu topraklarda artık bu isim unutulmuştu.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Araştırmacı Yazar Furkan Arslan
Fransa Tarihi Bursa Zindakapı’da Nasıl Kırıldı: VII. Enguerrand de Coucy’nin Hikayesi
Tuna kıyılarındaki Niğbolu Kalesi’nin önlerinde Batı Avrupa’nın da katıldığı son Haçlı Seferi’nde kılıçlar bilenmiş ve Yıldırım Bayezid kumandasındaki Türk birliklerinin durumu gözleniyordu. Hırslı ve aceleci şövalyeler kahramanlık hevesleriyle Türk saflarına saldırıp sultanın ordusunu püskürtmek ve Osmanlı’nın kalbine bir mızrak gibi girmek arzusuyla yanıp tutuşuyorlardı. Feleğin çemberinden geçmiş, iki kralın ayak oyunlarına mukabele etmiş ve zaferler kazanmış Fransız lordu VII. Enguerrand de Coucy ise birliklere telkinler veriyor ve en doğru anı gözlüyordu. Fakat Eu kontu Philip ve etrafındakiler bu fikirleri bir korkaklık emaresi addettiler ve Sancak-ı Hazret-i Meryem’i kaptıkları gibi hücuma geçtiler. de Coucy dahi bir şövalye olduğu için hücuma iştirak etmek zorunda kaldı. Önce sipahiler tarafından ezildiler sonrasında ise yeniçerilerin kırdığı yoldaşlarının bedenleri arasında esir edilip Bursa zindanlarına yollandılar.
Coucy’ler Orta Çağ’da Fransa’nın en güçlü soylu ailelerindendi. Dahası feodalizmin sembol ailelerinden olan Coucy’ler kendilerine motto olarak seçtikleri “Roy ne suis, ne prince ne duc, ne comte aussy; je suis sire de Coucy" (Kral değilim, ne prens ne dük ne de kont, ben Coucy lorduyum) şiarı ile bu politik kimliği sahiplendiler.3 Paris’in kuzeyinde tepelik bir alanda yer alan bölgeleri, merkeze giden yolların kontrolünü, özellikle Ailette ve Oise vadilerinin anahtarını Coucy’lerin ellerine verdiği için krallara karşı daima ellerinde bir koz tuttular.4 400 yıllık tarihleri boyunca I. Haçlı Seferi gibi kendilerince kutsal görevlerde bulundular, bağlı oldukları krallarla çarpıştılar. Aile VII. Euguerrand de Coucy’e gelindiğinde feodalizmin yeni gelişen siyasi ortamına göre oyunu en iyi oynayan soylular arsında yerini aldı. Kara Veba, Yüz Yıl Savaşları ve Büyük Şizma gibi birçok önemli olaya şahitlik eden de Coucy bir taraftan Fransa kralına asi olanların üzerine kılıç salladı öteki taraftan İngiltere Kralı’nın kızıyla evlendi.
Osmanlılar üzerine bir haçlı seferi kararı alındığında Fransa’nın en cesur ve mücerrep cengaveri sayılan de Coucy, Burgonya Dükü II. Philip tarafından sefere katılması için hususen ikna edildi.6 Uzunca boylu ve sağlıklı vücutlu olarak anılan de Coucy’nin savaş becerileri hezimetten hemen önce küçük bir çarpışmada Gazi Hacı Evrenos ve akıncılarına çaldığı galebeden anlaşılabilir.7 Bu zafer, Niğbolu’da haçlıların hanesine yazılan tek müspet harekâttı.8 Muharebeden önce Bayezid’in ilerlediğini gören haçlılar ya gözdağı vermek için ya da problem çıkarabileceklerini düşündükleri için ellerindeki birçok Türk esiri katletmişlerdi. Bayezid’in muharebe sonrası misliyle mukabele edeceği muhakkak olduğu için de Coucy’nin yaşamaya dair pek bir umudunun olmaması doğaldı. Fakat esirlerden biri olan Burgonya Dükü’nün savaşa katılanlardan birçoğunun asilzade ve zengin olduklarını Bayezid’e açıklamasından sonra Sultan yirmi kadarının canını bağışladığı ve yüklü miktarda fidye karşılığı evlerine dönmelerine izin verdiği için katliamdan kurtulanlardan biri oldu.
Orta Çağ ve Erken Modern devirde esirlerin fidyesi canlı bir ekonomik konuydu. Genellikle sınırlardaki akınlarda ve Niğbolu gibi geniş çaplı savaşlarda ele geçirilenler sağlıklarına, vücutlarına ve sosyal statülerine göre değerlendirilerek bir fidye miktarı tayin edilir ve yakınlarına haber salınırdı. Bazen bu işi profesyonel olarak yapanlar ayarlar bazen de esirler arasından birisi seçilir fidyeyi toplayıp kendini ve diğerlerini kurtarması beklenirdi. Bu bağlamda en meşhur örnek bu şekilde esirler arasından seçilip Osmanlıya gönderilmiş ve parayı aldıktan sonra başına bin bir iş gelip tekrar esir olan ve fidye parası yolda gasp edilen Tımışvarlı Osman Ağa’dır.10 Buna benzer şekilde değerlendirilen de Coucy ve diğer esirler statülerinden dolayı bir hayli fidyeye tabi tutuldular. Anavatanlarıyla iletişimi, dolayısıyla fidye organizasyonunu Ege Adalarını yöneten Gattilusio ailesi yürütüyordu. Fidye maliyetine sefer için alınan borçlar da eklenince esirlerin kurtarılması iyice zorlaştı. Öyle ki zamanında ordularını Doğu’ya süren dükler, kontlar ve şövalyeler kurtarıldıktan sonra memleketlerine dönmeye çalışırlarken yol üstünde uğradıkları soylulardan sadaka mahiyetinde gömlekler kıyafetler almak zorunda kaldılar ki bir evsiz gibi şatolarına dönmek zorunda kalmasınlar.
de Coucy esirlerin arasında en yaşlısı olmasına rağmen daha önce mağlubiyet ve esaret yaşamamış tek kişiydi. Sırtında küçük bir hırka, yalın bacak ve başı kabak yolculuk ettiğinden daha önce tecrübe etmediği bu şartlarda ölmek üzere olduğuna inanıyordu. Talihin bir cilvesi olarak, göz alabildiğine düzlük bir kırda elinde uzun bir elbise ve şapka olan bir Bulgar ortaya çıkıp onu ölümden kurtardı. Gelibolu üzerinden zorlu bir yolculuktan sonra Bursa’ya varan esirler sert zindan şartlarında mahkûm oldular.
Bursa zindanı, Bursa tarihî kent surlarının savunma açısından en zayıf noktası olan Yerkapı düzlüğünden başlayıp Batı’ya doğru uzanan çift surun ucunda yer alan, Erken Bizans dönemine tarihlendirilen devasa bir yapıdır. İstanbul'daki Anemas zindanlarından sonra Anadolu’da yeraltı zindan odaları bulunan ikinci örnek olması bakımından büyük önem taşıyan bu yapı, kule bağlantılı bir yeraltı zindanı (Scutella) olarak tanımlanmaktadır. Zindanın mimari yapısı; kanlı kuyu, tabutluk, yer altı zindan odaları, yönetici odaları ve zindanı koruyan iç ve dış kulelerden oluşmaktadır.12 Zindanlarda hayatta kalmanın önemli bir mesele olduğuna yine Niğbolu’da esir düşüp Sultan Bayezid’in emrine verilen Johann Schiltberger tanıklık ediyor. Sefer sırasında diğer esirlerle kaçmaya teşebbüs eden Schiltberger anlatıyor:
“Ve Weyasit [Bayezid] başkentine geldiğinde, kaçmaya karar veren altmış Hristiyan olarak aramızda bir bağ kurduk ve hürriyetimiz uğruna öleceğimize yemin ettik.
Her birimiz hazırlanmak için vakit ayırdık ve tayin edilen zamanda buluştuk. Aramızdan kura ile iki lider seçtik ve onlar ne emrederse itaat edecektik. Gece yarısından sonra yola koyulduk, atlarımızı bir dağa sürdük ve gün ağarırken vardık. Dağa vardığımızda atlarımızdan indik ve güneş doğana kadar onları dinlendirdik. Sonra tekrar eyerlerimize binip aynı gün ve gece boyunca yol aldık. Weyasit kaçtığımızı haber alınca, bulunmamız, yakalanmamız ve kendisine getirilmemiz emriyle beş yüz süvari gönderdi.
Bize bir geçidin yakınında yetiştiler ve teslim olmamız için seslendiler. Bunu kabul etmedik; atlarımızdan indik ve kendimizi onlara karşı elimizden geldiğince savunduk. Komutanları kendimizi müdafaa ettiğimizi görünce öne çıktı ve bir saatlik ateşkes istedi. Kabul ettik. Yanımıza gelip esir olarak teslimiyetimizi istedi; hayatlarımızın emniyeti için kefil olacağını söyledi. Kendi aramızda danışacağımızı söyledik, danıştık ve ona şu cevabı verdik: Esir düştüğümüz anda, kralın huzuruna çıkar çıkmaz öldürüleceğimizi biliyorduk; bu yüzden Hristiyan inancı uğruna, elimizde silahlarla burada ölmenin daha iyi olacağını düşündük. Komutan kararlı olduğumuzu görünce, tekrar esir olarak teslim olmamızı istedi ve can güvenliğimizi sağlayacağına dair ant içti; eğer kral bizi öldürmek isteyecek kadar öfkelenirse, önce kendisini öldürmelerine izin vereceğini söyledi. Bunun üzerine yemin etti ve biz de esir olarak teslim olduk. Bizi kralın huzuruna çıkardı. Kral derhal öldürülmemizi emretti. Komutan gidip kralın önünde diz çöktü, onun merhametine güvendiğini ve bize can bağışlama sözü verdiğini söyledi. Ayrıca durumun böyle olacağına dair yemin ettiği için bizi bağışlamasını diledi. Kral ona herhangi bir zarar verip vermediğimizi sordu. O da 'Hayır' dedi. Bunun üzerine hepsedilmemizi emretti; orada dokuz ay esir kaldık ve bu süre zarfında on ikimiz öldü.”
Bursa’da geçirdiği vakit de Coucy için de bir hayli zorlu geçti. Hiç durmadan görevden göreve koşan bu soylu asker, yeni durumunun karşısında mâlîhûlyâ ve ümitsizliğe duçar oldu. Daha önce yazdırdığı vasiyetine ekler yapıp esir yoldaşlarının birine bu vasiyeti ailesine götürme görevini verdi. Fakat bu zorlu durumu hafifleten bir unsur vardı: Cenevizliler. Bursa’da Orhan Gazi’nin yaptığı anlaşmadan beri ciddi bir Cenevizli tüccarlar şehirde ciddi bir varlık gösteriyordu ve pozisyonları yıllar geçtikçe kuvvetlenmişti.14 Yukarıda bahsettiğimiz Cenevizli Gattilusio ailesi ise onun akrabalarıydı ve bu aile Cenevizli bazı tüccarları himaye etmekle birlikte Sultan Bayezid’le gayet iyi ilişkileriyle de meşhurlardı. de Coucy’nin şartlarının onlar tarafından bir nebze de olsa iyileştirildiği söylenebilir. Öncelikle esirlerin çoğu Anadolu’nun farklı köşelerine sürüklenirken kuzeni Francesco II Gattilusio’nun sarayla olan iyi ilişkilerini kullanması sonucu onun Bursa’da sabit kalmasını temin edebildi.15 Dahası kuzenine tâbi zengin bir tüccar olan Nicholas de Aenos balık, ekmek ile şeker getirerek ve bir miktar para vererek şartlarını iyileştirdi. Ege’den gelen bu Ceneviz imkânları sayesinde de Coucy sağlık hizmeti dahi alabilecek seviyeye geldi. Bursa eczacı esnafından olan Avraham’a da bu sayede ödeme yaptı.
Her şeye rağmen, fidye sistemi onun kurtulmasına imkân sağlayabilecek kadar hızlı değildi ve 18 Şubat 1397 Cumartesi günü, bundan 628 yıl evvel Coucy Lordu, Soissons Kontu, Fransa’nın en bilge ve cengâver şövalyesi VII. Enguerrand Bursa’da öldü.17 Ölümü Fransa tarihinde bir devrin sonuna işaret ediyordu. 400 yıl boyunca feodalizmin, adem-i merkeziyetin, krala kafa tutmanın simge ismi olmuş de Coucy hanedanı tarihe karıştı. Enguerrand bir oğul bırakmadan dünyadan göçmüş, toprakları eninde sonunda Kral’a geçmiş ve Fransız hükümdarlarının başında sallanan o Demokles’in kılıcı sonunda el değiştirmişti. Son de Coucy ise Fransa tebasından olmasına rağmen onlarca yıldır savaşta oldukları ve olacakları (bu savaş 100 Yıl Savaşları diye anılmıştır) İngiliz hanedanının damadı olabiliyor, kendi kralının da en önemli isimlerinden biri haline gelebiliyordu. Sonuçta o ne bir kral ne bir dük ne de bir konttu. O bir Coucy lorduydu. VII. Enguerrand de Coucy’nin hatırası kendisiyle beraber ölüp gitmedi. Cesareti, diplomasisi ve bilgeliğiyle zihinlere kazınan bu şövalye ölümünden tam 437 yıl sonra, Osmanlıya karşı kaybettikleri Niğbolu gibi bir muharebeyi çok geride bırakmış ve en parlak dönemini yaşayan Avrupa’dan İngiliz Reverend Richard Burgess tarafından Bursa hisarında hatırlandı. Mihmandarlığını yapan Ermeni’ye yönelttiği de Coucy‘nin öldüğü yeri görmek istediğine dair soruları ise cevapsız kaldı çünkü bu topraklarda artık bu isim unutulmuştu.