Sandıktan Çıkan İrade, Siyaset Koridorlarında Kaybolmamalı...
Yazının Giriş Tarihi: 11.05.2026 22:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.05.2026 23:00
Demokrasi yalnızca seçim günü kurulan sandıklardan ibaret değildir. Demokrasi, seçmenin verdiği oyun namusunu seçimden sonra da koruyabilmektir. Türkiye’de son yıllarda sıkça karşılaşılan bir tablo ise bu güven duvarında derin çatlaklar oluşturuyor: Bir siyasi partinin bayrağı altında belediye başkanı seçilen isimlerin, görev süresi devam ederken başka bir siyasi partiye geçmesi.
Bu yalnızca teknik bir “parti değişikliği” değildir. Bu durum, milyonlarca seçmenin iradesiyle yapılmış siyasi sözleşmenin tek taraflı feshedilmesidir.
Seçmen çoğu zaman sadece adaya değil; partinin ideolojisine, kadrolarına, geçmişine, vaatlerine ve temsil ettiği dünya görüşüne oy verir. Bir belediye başkanının seçimden sonra farklı bir siyasi yapıya geçmesi, sandıkta verilen mesajın anlamını değiştirir. Dün başka bir siyasi kimlikle halkın karşısına çıkan bir ismin bugün tamamen farklı bir siyasi çizgiye geçmesi, seçmenin güven duygusunu zedeler.
Çünkü seçmen kandırılmak istemez.
Türkiye’de siyaset uzun süredir ilke merkezli değil, pozisyon merkezli ilerliyor. Parti değiştirmeler çoğu zaman “hizmet için”, “daha güçlü destek almak için” gibi ifadelerle açıklansa da toplumun önemli bir kısmı bunun arkasında siyasi hesaplar, makam kaygıları ya da güç ilişkileri olduğunu düşünüyor. Halkın gözünde bu geçişler çoğu zaman ideolojik dönüşüm değil, siyasi transfer olarak algılanıyor.
Oysa belediye başkanlığı bireysel bir kariyer makamı değil, emanet makamıdır.
Bir futbolcu kulüp değiştirebilir. Bir yönetici şirket değiştirebilir. Ancak halkın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanı, temsil ettiği siyasi iradeyi seçim dönemi boyunca korumakla yükümlüdür. Çünkü o koltuğa yalnızca kendi adıyla değil, ait olduğu siyasi hareketin desteğiyle oturmuştur.
Bugün Türkiye’de birçok seçmen şu soruyu soruyor: “Ben bu kişiye mi oy verdim, yoksa temsil ettiği siyasi çizgiye mi?”
Gerçek şu ki çoğu zaman ikisine birlikte oy verildi. Bu nedenle seçim sonrası parti değişiklikleri demokratik etik açısından ciddi bir problem oluşturuyor.
Bu mesele yalnızca ahlaki eleştiriyle geçiştirilemez. Artık yasal düzenleme ihtiyacı açıktır.
Örneğin;
Seçildiği partiden ayrılan belediye başkanlarının yeniden halk onayına gitmesini sağlayacak ara seçim modelleri tartışılabilir.
Parti değiştiren belediye başkanlarına belirli siyasi kısıtlamalar getirilebilir.
Seçim sürecinde adayların bağımsız mı yoksa parti kimliğiyle mi seçildiği daha net hukuki zemine oturtulabilir.
Çünkü demokrasi yalnızca seçme hakkı değil, seçmenin iradesine sadakat yükümlülüğüdür.
Sandık, siyasetçinin kariyer basamağı değil; milletin emaneti olmalıdır.
Bugün partiler değişebilir, ittifaklar dağılabilir, siyasi dengeler yeniden kurulabilir. Ama değişmemesi gereken tek şey vardır: Seçmenin iradesine duyulan saygı.
Demokrasiyi ayakta tutan şey kanunlardan önce güvendir. Güven yıkıldığında ise sandık kalır ama anlamı eksilir.
Sağlıcakla kalın....
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
R.Şenol GENÇ
Sandıktan Çıkan İrade, Siyaset Koridorlarında Kaybolmamalı...
Demokrasi yalnızca seçim günü kurulan sandıklardan ibaret değildir. Demokrasi, seçmenin verdiği oyun namusunu seçimden sonra da koruyabilmektir. Türkiye’de son yıllarda sıkça karşılaşılan bir tablo ise bu güven duvarında derin çatlaklar oluşturuyor: Bir siyasi partinin bayrağı altında belediye başkanı seçilen isimlerin, görev süresi devam ederken başka bir siyasi partiye geçmesi.
Bu yalnızca teknik bir “parti değişikliği” değildir. Bu durum, milyonlarca seçmenin iradesiyle yapılmış siyasi sözleşmenin tek taraflı feshedilmesidir.
Seçmen çoğu zaman sadece adaya değil; partinin ideolojisine, kadrolarına, geçmişine, vaatlerine ve temsil ettiği dünya görüşüne oy verir. Bir belediye başkanının seçimden sonra farklı bir siyasi yapıya geçmesi, sandıkta verilen mesajın anlamını değiştirir. Dün başka bir siyasi kimlikle halkın karşısına çıkan bir ismin bugün tamamen farklı bir siyasi çizgiye geçmesi, seçmenin güven duygusunu zedeler.
Çünkü seçmen kandırılmak istemez.
Türkiye’de siyaset uzun süredir ilke merkezli değil, pozisyon merkezli ilerliyor. Parti değiştirmeler çoğu zaman “hizmet için”, “daha güçlü destek almak için” gibi ifadelerle açıklansa da toplumun önemli bir kısmı bunun arkasında siyasi hesaplar, makam kaygıları ya da güç ilişkileri olduğunu düşünüyor. Halkın gözünde bu geçişler çoğu zaman ideolojik dönüşüm değil, siyasi transfer olarak algılanıyor.
Oysa belediye başkanlığı bireysel bir kariyer makamı değil, emanet makamıdır.
Bir futbolcu kulüp değiştirebilir. Bir yönetici şirket değiştirebilir. Ancak halkın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanı, temsil ettiği siyasi iradeyi seçim dönemi boyunca korumakla yükümlüdür. Çünkü o koltuğa yalnızca kendi adıyla değil, ait olduğu siyasi hareketin desteğiyle oturmuştur.
Bugün Türkiye’de birçok seçmen şu soruyu soruyor: “Ben bu kişiye mi oy verdim, yoksa temsil ettiği siyasi çizgiye mi?”
Gerçek şu ki çoğu zaman ikisine birlikte oy verildi. Bu nedenle seçim sonrası parti değişiklikleri demokratik etik açısından ciddi bir problem oluşturuyor.
Bu mesele yalnızca ahlaki eleştiriyle geçiştirilemez. Artık yasal düzenleme ihtiyacı açıktır.
Örneğin;
Seçildiği partiden ayrılan belediye başkanlarının yeniden halk onayına gitmesini sağlayacak ara seçim modelleri tartışılabilir.
Parti değiştiren belediye başkanlarına belirli siyasi kısıtlamalar getirilebilir.
Seçim sürecinde adayların bağımsız mı yoksa parti kimliğiyle mi seçildiği daha net hukuki zemine oturtulabilir.
Çünkü demokrasi yalnızca seçme hakkı değil, seçmenin iradesine sadakat yükümlülüğüdür.
Sandık, siyasetçinin kariyer basamağı değil; milletin emaneti olmalıdır.
Bugün partiler değişebilir, ittifaklar dağılabilir, siyasi dengeler yeniden kurulabilir. Ama değişmemesi gereken tek şey vardır: Seçmenin iradesine duyulan saygı.
Demokrasiyi ayakta tutan şey kanunlardan önce güvendir. Güven yıkıldığında ise sandık kalır ama anlamı eksilir.
Sağlıcakla kalın....