Çanakkalenin kilitbahirinde sahile bakan bir tepenin kafesinde bilgisayarda yazı yazıyordum. Yanıma kısacık saçları ve mavi gözleri ile orta yaşlı toplu bir kadın ilişti.Ama konuşmuyor sadece gülen yüzü ile omzumu tutuyordu.
Anlam veremediğim bu duruma sakin durmaya çalışan tatlı sert bir ifade ile "bir şey mi var?Pardon ama anlamadım ne oldu?" diyebilmiştim..
Ancak kadının işaret dileğiyle bana derdini anlatmaya çalışmasından sağır ve dilsiz olduğunu anlayabildim..
Kadının gözyaşları yağmur misali akarken onu yanımdaki sandalyeye oturtup sakin olmasını ve onu anladığımı söyledim.Ne diyeceğimi bilemezken " Merhaba yazar hanım" diyen bir kadını bana sarılırken buldum.
"Beni tanımadın mı..Çocukluk arkadaşın Güneş ben!"
Ben birden şok olmuştum.Aynı mahallenin çocuklarıydık biz.Seneler olmuştu görmeyeli Güneşi.En son ne zamandı bilmiyorum.
Sanırım ortaokuldaydım en son gördüğümde onu..
Anneleri ölünce babası ile halasının yanına Almanya ya gidip yerleştiklerini biliyordum.. Çanakkale de olmak ne işti, neden gelmişlerdi buraya acaba?
Sarıldığımızda gözleri yaşla dolmuştu .
Halasının kızıymış meğer yanındaki sağır ve dilsiz bayan.Ben hatırlayamadım ama o Almanya' dan Yalovadaki küçük mahallemize her geldiğinde beni hafızasına kaydetmiş yıllar öncesinde.
75' li yıllarda babamın yurt dışından getirdiği yürüyen oyuncak bebeklerimin birini o ağlamasın diye ona vermişim meğer. Anne evlerimizin yanyana duran çitli bahçe duvarlarında lastik oynar çoğu zaman beraber yemek yerdik bizler..Öyle bir zaman geçmiş ki üstünden, hiç yakalayamadık birbirimizi ..
Çanakkalede dedesinden kalan arsaya ev yaptıran Güneş , babası ve tüm akrabaları da vefat edince sağır ve dilsiz kuzenini yanına alıp bu tarihi şehre ve kendi yurduna yerleşmeyi seçmiş.Güneşe "burada mutlu musunuz?" deyince, kuzenim Meltem ressam .Ben ise çocuk öyküleri yazıyorum o da çiziyor .Bu ambiyansta mutlu olmamak imkansız zaten dedi ve ilerleyen zamanla eskileri de yad ederken, bana ayıp ve de çok garip gelen insan olana da ders veren bir yaşanmışlık anlattı..
Meğer Çanakkaleye gelmeden yaklaşık 5 sene kadar yeşil Bursa nın bir mahallesinde oturmuşlar.
Meltemin babannesinden kalan evi,
küçük bir sitenin içindeki apartman katı diyerek adlandırdıkları bu yerde hayat dersimizi aldık dedi Güneş..
Sonra nerdeyse soluksuz anlattı bana Bursa'dan niye ayrıldıklarını.
Ne yaşadıysa anlaşılan çok içerlemiş olmalı diye düşündüm ben de ister istemez.
Güneş," bak dinle ne hissedersin bilmem ama fazla insandan uzaklaşır olduk biz sanki ve kendimizi masum çocuklara adadık " diye anlatmaya başladı.
-"Bahçe içinde oturuyorduk. Apartman 5 katlıydı.En üst katımızda oturan Bursada tanışıp ta arkadaş olduğum komşularımı çok seviyordum.Biraz fazla geleneksel ve tutucu düşündüklerinin farkındaydım. Ama o kadar yalnızdık ki belki de bu yalnızlığımız ve dürüst kalbimiz onlara çok fazla geldi.Ama iyi ki vardılar ve onlar sayesinde dersimizi alıp yolumuza devam etmeyi öğrendik.
Hayatımıza her gelen ve hayatımızdan her çıkanın bir hikayesi ve bir nedeni vardır elbet.Kimi ders verir, kimi hatıra bırakır kimi de iyiki dediğin an hayatına çok şey katarak anlamlandırır.
Bunların farkındalıklarına eriştiğin zaman, insanın hem şükrü artar hemde herkese bir anlam yüklememeyi, kime ne kadar değer vereceğini, insana hakettiği kadar kıymet vermeyi öğretir."
Güneş anlatımına gülümseyerek devam etti.
-"Funda, Aslı,Özden adında aynı katta oturan can arkadaşlarımın hepsinden hayat dersi aldım.
Sağlık sektöründen emekli bir erkek arkadasım oldu.Mazisi karışık ve problemliydi.Lakinçok sevmiştim onu .Onlar kocalarını anlatırken bende onlarla bunu paylaştım.Erkek arkadaşımla aynı apartmanda oturmanın gazabına uğramıştık. Kavgalarımızı , sevgilerimizi ben onlarla kimi zaman paylaşırken arkamdan konuştuklarını bilemedim.Birinin kocası aldatıyordu. Aldattığını çok iyi bildiği halde kocasının zenginliği için hala onunlaydı. Kocasının metresiyle yakaladığı resimler bile sadece kadının cebinde kaldı.Parayı çok seven bu kadın, aslında ne kocasını ne de onurunu düşünüyordu. Sadece parayı seçtiği için ayrılmaya hiç cesareti yoktu. Bu yüzden bildiği şeyleri asla kocasına söyleyemiyordu.
Kendi rahatı için onun gözünü maddiyatla boyayan kocasını görmezden gelip, tüm bildiklerini örtmeyi tercih etmişti.Ben o zamanlar, bu durumu asla kınamıyordum. Kadın evladını düşünüyor ve ailesini yıkmıyor diye düşünmeye odaklamıştım adeta kendimi..
Funda ise, annesi ve babası yüzünden sevdiği adamla çok geç evlenebilmişti. Çocuğu yoktu ama yakın arkadaşlarını çocukları konusunda arkalarından rahatlıkla eleştirebiliyordu. Diğer arkadaşım Özden ise, saf gibi gözüküp insana bazen akıllı bazen de saçma ve aptalca sorulan soran çizgi film kahramanı gibi komik ve değişik bir kadındı.Ama onu çok seviyor ve onunla çok gülüyorduk doğrusu. Kocası tarafından aldatılan arkadaşım Aslı, erkek arkadaşımın bir üst komsuydu.
Beni bile çekiştiriyorlarmış meğer haberim çok sonradan oldu.Aslı ile Özden çocukları aynı yaşta olduğundan çok sıkı fıkı bir ikiliydi.Lakin birbirlerinin ardından yarı şaka yarı ciddi şaka ile karışık sadri Alışık konuşmalarını duydukça arkadaşlıklarını sorgulamaya başlamıştım. Çocuk öykü kitaplarım çok satar olup ödül aldıktan sonra geç evlenen Fundanın beni içten içe kıskanmaya başladığını hisseder olmuştum. Senelerce anne ve babasının istemediği bir adamla gizlice görüşüp sonrasında hasta annesine ve aizhiemer babasına durumu kabul ettirip evlenen Funda hem erkek arkadaşımla biten ilişkimi kızlarla konuşuyor hemde sahte samimiyeti ile benim iyi niyetimi ve nahif duruşumu suistimal ediyordu.Ben uzun süre bunu görmezden geldikçe ve sesimi çıkarmadıkça beni aptal sanması onun egolarının ne kadar aptal olduğunun bir kanıtıydı aslında..
Kitaplarım çoğalıp sesim duyuldukça bunu hazmedemediğini hissediyordum.
Aklınız bazen yanılabilir ama yüreğiniz değil..
Eşi Engin bey, beni gördüğünde hep selam verir
-"Aaa..bak Fundacım.Güneşi görmedin mi" derdi.Funda da, -"Gördüm canım.İşi vardır yine koşturuyor diye ses etmedim.Ne habersin" deyip konuşurdu..
Böylece benimle herzaman selamlaşan çift laf atmadan nerdeyse hiç geçmezdi yanımdan.Bu hayatın koşturması bitmez.Kendinize iyi bakın der, takılıp bana giderlerdi kendi yollarına.
Bir gün Engin beyin rahatsızlandığını öğrendim.
Bir hafta sonra yine bahçemizde denk gelince Funda ve eşine, sordum bende yanlarından geçerken..
"Nasılsınız?Geçmiş olsun!"diye.
Engin bey cevapsız kalmıştı ama.Suratıma bile bakmadan geçti gitti yanımdan oturduğumuz apartmana doğru..
Ben Funda ya döndüm."Engin bey iyi mi?Cevap vermedi de Fundacım iyisinizdir dilerim".
Funda son derece soğuk bir ifade ile bana
-"Ya..üstüne alınma ama yasakladım."
Ben, "Neyi?"
diye sorduğumda,
-"Dul kadınlarla sohbeti .Yani dul kadınlarla konuşmasını. Yanlış anlaşılmasını istemediğim için konuşamaz dul bir kadınla" dedi.
Ben hayatımda hiç böyle bir söz duymamıştım şimdiye kadar.Bu ne insanlığa ne arkadaşlığa ne de vicdana hitap ediyordu.Üstelik beş vakit namaz kılan, dini bilen medeni gözüken, kapalı olmayan, aydın ve mert gözüken bir kadının bunu söylemesi son derece terbiyesizlikten ötede altta yatan komplekslerini kırmızı kalemle işaret ediyordu..
Demekki kendi değil fikirleri kapalıydı.
Kapalı da değil adeta karanlıktı.
Apartmanda Funda' nın yakın olduğu dul arkadaşları da vardı.Ama onlar Engin bey ile konuşuyorlardı.
Sadece o kadınların benim kadar güzel, becerikli, başarılı ve alımlı bir duruşları yoktu.
O kadar.
Ben o an dönüp Funda' ya
-"Saçma !.İnşallah sende bir gün dul kalmazsın dedim.Dul kadın olmak burda açık pazar var demek değildir çünkü.
Sadece artık bekar olduğunu işaret eder o kadar. "
Funda da, bana
-" Tüm buradaki dul kadınlarla konuşmasını yasakladım, seninle ilgisi yok canım "dedi.
Oysa yalan söylediğini biliyordum ve bu yalanı zaman içinde gördüklerimle çok daha iyi pekiştirdim.
Sonra sözüne devam etti.
-"Dul kadınsın sonuçta Sen!"
Tedbir amaçlı imiş.Neyin tedbiri idi acaba!.
Fıtratında varsa insanın yanlış yapmak veya şerefsiz olmak.Bunun cinsiyeti olmadığı gibi medeni durumuda olmazdı.
Tabi bunu anlamak için kapasite ve vicdan gerekirdi.
Meltem , bir daha bu tür arızalı insanlarla görüşmeyelim dedi.
İşinden eve , evinden işe gelen kalite dolu bir geçmişim ve bir hayatım olmuştu hep benim.
Ben boşanalı 12 yıl olmuştu.Oğlum üniversiteyi yurt dışında okumuş oradaki üniversite de hoca olarak kalmıştı.
Boşandıktan sonra, evlenmeden bir kadının erkek arkadaşı yada ömürlük bir hayat arkadaşı olamaz mıydı acaba..
Bu hangi sakat zihinlerin farklı renklerindeki çarpık yargılara yol açardı ki..!
Meltem sağır ve dilsizdi ama yüreği tertemiz bir çocuktu.Bir insanın sağır ve dilsiz olması , doğanın dili, bedenin dili, kalbin dili , hücrenin ve mevsimlerin dilini duymadığı anlamına gelmezdi.
Meltemdi beni uyaran .Bunlar insana dost değil, bir insanın imtihanı olurlar ancak demişti.Onu anlamıyor diye dinlememiştim.
Yanılmışım. Oysa ta derinden gelen yüreğin sesi, insanın en samimi gerçeğidir.
Arkadaşlık ve dostluk;
birbirinle çıkarı için, konumu ,parası veya malı için samimi gözüken samimiyetsizlikle,birbirinin ardından konuşup, canım diyen yüzlerine badana çekmek değildir..
Özel bir can ve yürekten olmayı bilmek gerekir.
Kalite bu yüzden tesadüf değildir işte!.
Bazen sizin görmediğiniz bir şeyi yakınınızdaki farkedebilir..
Çocukta olsa onu dinlemeniz gerekir.
Bu söz içime o kadar çok oturmuştu ki..
Bir müddet sonra bu apartmandan taşındık ve Meltemi dinleyip Çanakkaledeki evime yerleştik..
Hangi dinden ve memleketten olursan ol , dul , bekar veya sağır ve dilsiz ol.Yeterki vucudunun ve sözlerinin dili kalbinin duygularına dokunsun ve vicdanınızın sesinde olsun!.
Söylediğiniz sözler de usluba uygun olsun.
Ne söylediğimizden ziyadesiyle nasıl söylediğimiz çok daha önemlidir çünkü..
Ve uslubumuz bizim karekterimizdir.
dedi" Güneş.
Ben , " O zaman hoşgeldiniz Çanakkaleme.
Ben de boşandım.
Senelerdir bekarım.Hayatım boyunca doğru ahlakımla yaşamaya çalıştım.40 senelik evli karı koca dostlarımla güzel sofralara oturdum ve onlarda birkaç gün de olsa kaldığım zamanlarım oldu..
Unutma sakın Güneş.Kişi kendinden bilirmiş işi.
Herkesin rengi çok farklı!
Seninki, güneş kadar parlak ve beyaz.
Kaybetme rengini sakın ve bu dersini al yanına güneşini açmaya devam et!
Sevgilerimle????
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayliz FİLİZ
"DUL KADINSIN SEN!"
Çanakkalenin kilitbahirinde sahile bakan bir tepenin kafesinde bilgisayarda yazı yazıyordum. Yanıma kısacık saçları ve mavi gözleri ile orta yaşlı toplu bir kadın ilişti.Ama konuşmuyor sadece gülen yüzü ile omzumu tutuyordu.
Anlam veremediğim bu duruma sakin durmaya çalışan tatlı sert bir ifade ile "bir şey mi var?Pardon ama anlamadım ne oldu?" diyebilmiştim..
Ancak kadının işaret dileğiyle bana derdini anlatmaya çalışmasından sağır ve dilsiz olduğunu anlayabildim..
Kadının gözyaşları yağmur misali akarken onu yanımdaki sandalyeye oturtup sakin olmasını ve onu anladığımı söyledim.Ne diyeceğimi bilemezken " Merhaba yazar hanım" diyen bir kadını bana sarılırken buldum.
"Beni tanımadın mı..Çocukluk arkadaşın Güneş ben!"
Ben birden şok olmuştum.Aynı mahallenin çocuklarıydık biz.Seneler olmuştu görmeyeli Güneşi.En son ne zamandı bilmiyorum.
Sanırım ortaokuldaydım en son gördüğümde onu..
Anneleri ölünce babası ile halasının yanına Almanya ya gidip yerleştiklerini biliyordum.. Çanakkale de olmak ne işti, neden gelmişlerdi buraya acaba?
Sarıldığımızda gözleri yaşla dolmuştu .
Halasının kızıymış meğer yanındaki sağır ve dilsiz bayan.Ben hatırlayamadım ama o Almanya' dan Yalovadaki küçük mahallemize her geldiğinde beni hafızasına kaydetmiş yıllar öncesinde.
75' li yıllarda babamın yurt dışından getirdiği yürüyen oyuncak bebeklerimin birini o ağlamasın diye ona vermişim meğer. Anne evlerimizin yanyana duran çitli bahçe duvarlarında lastik oynar çoğu zaman beraber yemek yerdik bizler..Öyle bir zaman geçmiş ki üstünden, hiç yakalayamadık birbirimizi ..
Çanakkalede dedesinden kalan arsaya ev yaptıran Güneş , babası ve tüm akrabaları da vefat edince sağır ve dilsiz kuzenini yanına alıp bu tarihi şehre ve kendi yurduna yerleşmeyi seçmiş.Güneşe "burada mutlu musunuz?" deyince, kuzenim Meltem ressam .Ben ise çocuk öyküleri yazıyorum o da çiziyor .Bu ambiyansta mutlu olmamak imkansız zaten dedi ve ilerleyen zamanla eskileri de yad ederken, bana ayıp ve de çok garip gelen insan olana da ders veren bir yaşanmışlık anlattı..
Meğer Çanakkaleye gelmeden yaklaşık 5 sene kadar yeşil Bursa nın bir mahallesinde oturmuşlar.
Meltemin babannesinden kalan evi,
küçük bir sitenin içindeki apartman katı diyerek adlandırdıkları bu yerde hayat dersimizi aldık dedi Güneş..
Sonra nerdeyse soluksuz anlattı bana Bursa'dan niye ayrıldıklarını.
Ne yaşadıysa anlaşılan çok içerlemiş olmalı diye düşündüm ben de ister istemez.
Güneş," bak dinle ne hissedersin bilmem ama fazla insandan uzaklaşır olduk biz sanki ve kendimizi masum çocuklara adadık " diye anlatmaya başladı.
-"Bahçe içinde oturuyorduk. Apartman 5 katlıydı.En üst katımızda oturan Bursada tanışıp ta arkadaş olduğum komşularımı çok seviyordum.Biraz fazla geleneksel ve tutucu düşündüklerinin farkındaydım. Ama o kadar yalnızdık ki belki de bu yalnızlığımız ve dürüst kalbimiz onlara çok fazla geldi.Ama iyi ki vardılar ve onlar sayesinde dersimizi alıp yolumuza devam etmeyi öğrendik.
Hayatımıza her gelen ve hayatımızdan her çıkanın bir hikayesi ve bir nedeni vardır elbet.Kimi ders verir, kimi hatıra bırakır kimi de iyiki dediğin an hayatına çok şey katarak anlamlandırır.
Bunların farkındalıklarına eriştiğin zaman, insanın hem şükrü artar hemde herkese bir anlam yüklememeyi, kime ne kadar değer vereceğini, insana hakettiği kadar kıymet vermeyi öğretir."
Güneş anlatımına gülümseyerek devam etti.
-"Funda, Aslı,Özden adında aynı katta oturan can arkadaşlarımın hepsinden hayat dersi aldım.
Sağlık sektöründen emekli bir erkek arkadasım oldu.Mazisi karışık ve problemliydi.Lakinçok sevmiştim onu .Onlar kocalarını anlatırken bende onlarla bunu paylaştım.Erkek arkadaşımla aynı apartmanda oturmanın gazabına uğramıştık. Kavgalarımızı , sevgilerimizi ben onlarla kimi zaman paylaşırken arkamdan konuştuklarını bilemedim.Birinin kocası aldatıyordu. Aldattığını çok iyi bildiği halde kocasının zenginliği için hala onunlaydı. Kocasının metresiyle yakaladığı resimler bile sadece kadının cebinde kaldı.Parayı çok seven bu kadın, aslında ne kocasını ne de onurunu düşünüyordu. Sadece parayı seçtiği için ayrılmaya hiç cesareti yoktu. Bu yüzden bildiği şeyleri asla kocasına söyleyemiyordu.
Kendi rahatı için onun gözünü maddiyatla boyayan kocasını görmezden gelip, tüm bildiklerini örtmeyi tercih etmişti.Ben o zamanlar, bu durumu asla kınamıyordum. Kadın evladını düşünüyor ve ailesini yıkmıyor diye düşünmeye odaklamıştım adeta kendimi..
Funda ise, annesi ve babası yüzünden sevdiği adamla çok geç evlenebilmişti. Çocuğu yoktu ama yakın arkadaşlarını çocukları konusunda arkalarından rahatlıkla eleştirebiliyordu. Diğer arkadaşım Özden ise, saf gibi gözüküp insana bazen akıllı bazen de saçma ve aptalca sorulan soran çizgi film kahramanı gibi komik ve değişik bir kadındı.Ama onu çok seviyor ve onunla çok gülüyorduk doğrusu. Kocası tarafından aldatılan arkadaşım Aslı, erkek arkadaşımın bir üst komsuydu.
Beni bile çekiştiriyorlarmış meğer haberim çok sonradan oldu.Aslı ile Özden çocukları aynı yaşta olduğundan çok sıkı fıkı bir ikiliydi.Lakin birbirlerinin ardından yarı şaka yarı ciddi şaka ile karışık sadri Alışık konuşmalarını duydukça arkadaşlıklarını sorgulamaya başlamıştım. Çocuk öykü kitaplarım çok satar olup ödül aldıktan sonra geç evlenen Fundanın beni içten içe kıskanmaya başladığını hisseder olmuştum. Senelerce anne ve babasının istemediği bir adamla gizlice görüşüp sonrasında hasta annesine ve aizhiemer babasına durumu kabul ettirip evlenen Funda hem erkek arkadaşımla biten ilişkimi kızlarla konuşuyor hemde sahte samimiyeti ile benim iyi niyetimi ve nahif duruşumu suistimal ediyordu.Ben uzun süre bunu görmezden geldikçe ve sesimi çıkarmadıkça beni aptal sanması onun egolarının ne kadar aptal olduğunun bir kanıtıydı aslında..
Kitaplarım çoğalıp sesim duyuldukça bunu hazmedemediğini hissediyordum.
Aklınız bazen yanılabilir ama yüreğiniz değil..
Eşi Engin bey, beni gördüğünde hep selam verir
-"Aaa..bak Fundacım.Güneşi görmedin mi" derdi.Funda da, -"Gördüm canım.İşi vardır yine koşturuyor diye ses etmedim.Ne habersin" deyip konuşurdu..
Böylece benimle herzaman selamlaşan çift laf atmadan nerdeyse hiç geçmezdi yanımdan.Bu hayatın koşturması bitmez.Kendinize iyi bakın der, takılıp bana giderlerdi kendi yollarına.
Bir gün Engin beyin rahatsızlandığını öğrendim.
Bir hafta sonra yine bahçemizde denk gelince Funda ve eşine, sordum bende yanlarından geçerken..
"Nasılsınız?Geçmiş olsun!"diye.
Engin bey cevapsız kalmıştı ama.Suratıma bile bakmadan geçti gitti yanımdan oturduğumuz apartmana doğru..
Ben Funda ya döndüm."Engin bey iyi mi?Cevap vermedi de Fundacım iyisinizdir dilerim".
Funda son derece soğuk bir ifade ile bana
-"Ya..üstüne alınma ama yasakladım."
Ben, "Neyi?"
diye sorduğumda,
-"Dul kadınlarla sohbeti .Yani dul kadınlarla konuşmasını. Yanlış anlaşılmasını istemediğim için konuşamaz dul bir kadınla" dedi.
Ben hayatımda hiç böyle bir söz duymamıştım şimdiye kadar.Bu ne insanlığa ne arkadaşlığa ne de vicdana hitap ediyordu.Üstelik beş vakit namaz kılan, dini bilen medeni gözüken, kapalı olmayan, aydın ve mert gözüken bir kadının bunu söylemesi son derece terbiyesizlikten ötede altta yatan komplekslerini kırmızı kalemle işaret ediyordu..
Demekki kendi değil fikirleri kapalıydı.
Kapalı da değil adeta karanlıktı.
Apartmanda Funda' nın yakın olduğu dul arkadaşları da vardı.Ama onlar Engin bey ile konuşuyorlardı.
Sadece o kadınların benim kadar güzel, becerikli, başarılı ve alımlı bir duruşları yoktu.
O kadar.
Ben o an dönüp Funda' ya
-"Saçma !.İnşallah sende bir gün dul kalmazsın dedim.Dul kadın olmak burda açık pazar var demek değildir çünkü.
Sadece artık bekar olduğunu işaret eder o kadar. "
Funda da, bana
-" Tüm buradaki dul kadınlarla konuşmasını yasakladım, seninle ilgisi yok canım "dedi.
Oysa yalan söylediğini biliyordum ve bu yalanı zaman içinde gördüklerimle çok daha iyi pekiştirdim.
Sonra sözüne devam etti.
-"Dul kadınsın sonuçta Sen!"
Tedbir amaçlı imiş.Neyin tedbiri idi acaba!.
Fıtratında varsa insanın yanlış yapmak veya şerefsiz olmak.Bunun cinsiyeti olmadığı gibi medeni durumuda olmazdı.
Tabi bunu anlamak için kapasite ve vicdan gerekirdi.
Meltem , bir daha bu tür arızalı insanlarla görüşmeyelim dedi.
İşinden eve , evinden işe gelen kalite dolu bir geçmişim ve bir hayatım olmuştu hep benim.
Ben boşanalı 12 yıl olmuştu.Oğlum üniversiteyi yurt dışında okumuş oradaki üniversite de hoca olarak kalmıştı.
Boşandıktan sonra, evlenmeden bir kadının erkek arkadaşı yada ömürlük bir hayat arkadaşı olamaz mıydı acaba..
Bu hangi sakat zihinlerin farklı renklerindeki çarpık yargılara yol açardı ki..!
Meltem sağır ve dilsizdi ama yüreği tertemiz bir çocuktu.Bir insanın sağır ve dilsiz olması , doğanın dili, bedenin dili, kalbin dili , hücrenin ve mevsimlerin dilini duymadığı anlamına gelmezdi.
Meltemdi beni uyaran .Bunlar insana dost değil, bir insanın imtihanı olurlar ancak demişti.Onu anlamıyor diye dinlememiştim.
Yanılmışım. Oysa ta derinden gelen yüreğin sesi, insanın en samimi gerçeğidir.
Arkadaşlık ve dostluk;
birbirinle çıkarı için, konumu ,parası veya malı için samimi gözüken samimiyetsizlikle,birbirinin ardından konuşup, canım diyen yüzlerine badana çekmek değildir..
Özel bir can ve yürekten olmayı bilmek gerekir.
Kalite bu yüzden tesadüf değildir işte!.
Bazen sizin görmediğiniz bir şeyi yakınınızdaki farkedebilir..
Çocukta olsa onu dinlemeniz gerekir.
Bu söz içime o kadar çok oturmuştu ki..
Bir müddet sonra bu apartmandan taşındık ve Meltemi dinleyip Çanakkaledeki evime yerleştik..
Hangi dinden ve memleketten olursan ol , dul , bekar veya sağır ve dilsiz ol.Yeterki vucudunun ve sözlerinin dili kalbinin duygularına dokunsun ve vicdanınızın sesinde olsun!.
Söylediğiniz sözler de usluba uygun olsun.
Ne söylediğimizden ziyadesiyle nasıl söylediğimiz çok daha önemlidir çünkü..
Ve uslubumuz bizim karekterimizdir.
dedi" Güneş.
Ben , " O zaman hoşgeldiniz Çanakkaleme.
Ben de boşandım.
Senelerdir bekarım.Hayatım boyunca doğru ahlakımla yaşamaya çalıştım.40 senelik evli karı koca dostlarımla güzel sofralara oturdum ve onlarda birkaç gün de olsa kaldığım zamanlarım oldu..
Unutma sakın Güneş.Kişi kendinden bilirmiş işi.
Herkesin rengi çok farklı!
Seninki, güneş kadar parlak ve beyaz.
Kaybetme rengini sakın ve bu dersini al yanına güneşini açmaya devam et!
Sevgilerimle????